Medstar Antalya Hastanesi

MEDSTAR HAKKINDA

Medstar Hastaneleri Türkiye'de uluslararası kaliteli sağlık hizmetlerinin öncüsü Memorial Sağlık Grubu'nun üyesidir. Medstar, Antalya'da bulunan 2 hastanesi ile Akdeniz Bölgesi'ne hizmet sunmaktadır.

Medstar Antalya ve Medstar Topçular hastaneleri deneyimli akademik kadrosu, ileri tıp teknolojisine sahip altyapısı ve modern mimarisi ile tüm branşlarda tanı tedavi hizmeti sunmaktadır.

Medstar Antalya Hastanesi bünyesindeki “kanser merkezi”, Türkiye ve dünya çapında bir referans merkezi olma özelliğine sahiptir. Kanserin, kişiye özel uygulamalar ve konsey kararı yaklaşımı ile tedavi edildiği merkez, ileri teknolojileri yurt dışındaki önemli merkezler ile aynı anda kullanmaktadır.

Medstar Kemoterapi ve Sanat Merkezi'nde kemoterapi alan ve klinikte yatan hastalara, deneyimli sanatsal tedavi ekibi eşliğinde sosyal aktivite olanakları sunulmaktadır. Resim, müzik çalışmaları, tiyatro ve yoga gibi aktivitelerle, hastaların tedavi motivasyonları ve yaşam kaliteleri arttırılmaktadır. Medstar Antalya Hastanesi; 18.500 m2 kapalı alanda, 162 yatak kapasitesi, 5 ameliyathane, 10 kalp ve damar cerrahi, 6 koroner ve 9'u genel olmak üzere toplam 25 yoğun bakım yatağı ile hizmet vermektedir.

Medstar Topçular Hastanesi, başta kadın sağlığı ve doğum olmak üzere tüm branşlarda deneyimli uzman kadrosu, yenilenen modern mimarisi, konforlu hasta odaları, ferah poliklinik alanları ve 58 yatak kapasitesi ile 4600 m2 kapalı alanda hizmet sunmaktadır.

BÖLÜMLER

Acil Servis ve Ambulans Hizmetleri Hematoloji
Acil Tıp Kadın Hastalıkları ve Doğum
Anesteziyoloji ve Reanimasyon Kanser Merkezi

Beslenme ve Diyet

Kardiyoloji
Beyin ve Omurilik Cerrahisi Kemik İliği Nakil Merkezi
Biyokimya Kulak-Burun-Boğaz Hastalıkları
Çocuk Cerrahisi Nefroloji
Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Nöroloji
Dahiliye (İç Hastalıkları) Nükleer Tıp
Dermatoloji Ortopedi ve Travmatoloji
Endokrinoloji, Diyabet ve Metabolizma Hastalıkları Psikiyatri
Enfeksiyon Hastalıkları Psiko-Onkoloji
Estetik, Plastik ve Rekonstrüktif Cerrahi Psikoloji
Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon Radyasyon Onkolojisi
Gastroenteroloji Radyoloji
Genel Cerrahi Tıbbi Onkoloji
Girişimsel Radyoloji Üroloji
Göğüs Cerrahisi Yeni Doğan Yoğun Bakım Ünitesi
Göğüs Hastalıkları Yoğun Bakım Ünitesi
Göz Sağlığı ve Hastalıkları

KANSER MERKEZİ

TIBBİ ONKOLOJİ

Kanserin tıbbi tedavisi son yıllarda yeniliğin ve bilgi birikiminin en fazla olduğu alanlardan biridir.Günümüzde “One size fit all” yani “Tek bir tedavi yöntemi tüm hastalara iyi gelir” modeli terk edilmiş, yerini “Bireye özgü tedaviler” e bırakmıştır. Bu sayede hastalarda daha etkin tedaviler ile başarı şansı artmış, istenmeyen yan etkilerden uzaklaşılmıştır.,

Hastaya özel tedavi

Medstar Antalya Hastanesi Kanser Merkezi'nde alanında uzman ekiple verilen hizmet, hastanın kapıda karşılanması ile başlayarak, doktor tarafından değerlendirmesi sonrası, konusunda uzman hemşireler eşliğinde tedavinin sürdürülmesi, klinik onkoloji eczacı denetiminde güvenli ilaç uygulamaları, kemoterapi ve sanat merkezinde sanatsal aktiviteler, yoga programları eşliğinde uygulanan kemoterapiler ile sürmektedir.

Gelişen tıbbi tedavi stratejileri ve yeni akıllı ilaçların doğru kullanımı çok sayıda bilimsel verilerin iyi yorumlanması sonucu ile olmaktadır. Tedavi kararı öncesi eldeki tüm hasta ve tümör verileri detaylı olarak incelenerek dünya çapında kullanılan rehberler (Amerika rehberi; NCCN, Avrupa rehberleri; ESMO Guideline, St. Gallen) doğrultusunda analiz edilir ve zor hastalarda onkoloji konseyinin de görüşü alınarak nihai karar verilir. Tedavi kararında hastanın yaşı, eşlik eden hastalıkları, bireysel tercihleri, psikososyal özellikleri de göz önüne alınarak hastanın tedavi planına katılımı sağlanır. Kanserli hastanın tıbbi tedavisinde tek başarı doğru hastaya doğru ilaçları damardan veya ağızdan vermekten ibaret değildir. İşin sırrı sevgi, insana duyulan saygı, umut ve güveni hasta ve ailesine aktarma çabasıdır.

24 saat onkoloji hizmeti

Onkoloji hizmeti kesintisiz 7 gün 24 saat olmalıdır. Hasta ve yakınlarının her an ulaşabilecekleri uzman hemşirelerden kurulu danışma merkezi ile sunulacak kesintisiz hizmetin hastalarda buluşturulması hedeflenmektedir. Medikal Onkoloji Bölümü akciğer, meme, gastrointestinal kanserler ve diğer tüm solid organ tümör kanserlerinin tedavisini multidisipliner ekip ruhu ile vakit kaybı olmaksızın uluslararası tedavi rehberleri doğrultusunda yapmaktadır. Hasta ve hasta yakınlarına kanıta dayalı tamamlayıcı tıp olanaklarını sevgi ile sunarak yaşam kalitelerini takip ve tedavileri süresince en üst düzeye çıkarmayı hedeflemektedir.

Kozmetik uygulamalar

Tedaviye bağlı istenmeyen yan etkilerden biri olan saç dökülmesini önlemek amacıyla hastaların isteğine bağlı olarak, kemoterapi uygulaması sırasında saçlı derinin soğutulması özel bir cihazla (DigniCap) yapılmaktadır. Tedavi sırasında ortaya çıkabilecek kan değer düşüklüğü sonucu görülebilen enfeksiyonlar, enfeksiyon hastalıkları ekibi tarafından yönetilmektedir.


HEMATOLOJİ VE KEMİK İLİĞİ NAKLİ

Hematoloji

Hematoloji; kan, lenf ve kemik iliği hastalıklarının değerlendiren bilim dalıdır. Latince adı ile Hematoloji, “kan hastalıkları” anlamına gelmektedir. Anemi, kanamalar, akut ve kronik lösemiler, multipl miyelom ile benzeri hastalıklar başta olmak üzere; kemik iliği, lenf sistemi ve kan ile ilgili hastalıklar bu bölümde incelenmektedir. Teknolojik gelişmeye paralel olarak oldukça komplike bir yapıya sahip kan hücrelerinin yapısının ve fonksiyonlarının ortaya çıkması ile hematoloji bilimi hızla genişlemeye başlamış ve dinamik bir yapı kazanmıştır. Hematoloji bilimi, tedavi hizmetleri yanında birçok hastalığın tanısında kullanılan laboratuvar uygulamaları yönüyle de tıpta önemli bir yer tutmaktadır.

Medstar Antalya Hastanesi Hematoloji ve Kemik İliği Nakil Merkezi'nde kanser ve kanser dışı tüm kan hastalıklarının tanı ve tedavisi gerçekleştirilmektedir. Bu hastalıklar; anemiler, hemoglobinopatiler, pıhtılaşma bozuklukları ve kanserler olmak üzere 4 grupta incelenmektedir. Pıhtılaşma bozuklukları, aplastik anemiler, hipokrom anemiler, megaloblastik anemiler, hemoglobinopatiler, hemolitik anemiler, demir eksikliği anemisi, benign lökosit bozuklukları, akut lösemiler, kronik myeloid lösemiler, myelodisplastik sendrom, lenfomalar, kronik lenfoid lösemiler, myeloma ve bağlantılı hastalıklar, non-lösemik myeloproliferatif hastalıklar merkezde takip ve tedavileri yapılan hastalıklar arasında yer almaktadır.

Merkez, tedavi seçeneklerinin hızla arttığı ve klinik çalışmaların en çok yapıldığı alanlardan biri olan hematolojik hastalıkları deneyimli bir ekip çalışması ile gerçekleştirmektedir. Kemoterapi verme standartları yüksek servislerinde, deneyimli doktor, hemşire ve sağlık personeli ile hizmet verilmektedir. Hastaların yanı sıra hasta yakınlarını ve ailelerini de yakından ilgilendiren zorlu tedavi süreçlerinde, hastalıkların tedavisi için iyi bir ekip çalışması ve tecrübe gerekmektedir. Medstar Antalya Hastanesi Hematoloji ve Kemik İliği Nakli Merkezi, bu anlamda aynı çatı altında hizmet veren enfeksiyon hastalıkları ve yoğun bakım ek destek üniteleri ile dünya standartlarında donanıma sahip merkez olma özelliği taşımaktadır.

Kemik İliği Nakli

Hematolojide kanser ve kanser dışı kan hastalıklarının tedavi edilme oranları her geçen gün artmaktadır. Kemik iliği nakli uygulamaları da hematolojik hastalıkların tedavisinde önemli bir yere sahip olan seçkin bir tedavi yaklaşımıdır. Kök hücre ya da halk arasında bilinen adıyla “Kemik iliği nakli”, yeni gelişen teknolojiler sayesinde kök hücrelerin kemik iliği dışında kan ve göbek kordonundan da elde edilerek, kan kanserlerinin tedavisinde kullanılmaktadır.

Kök hücre nakilleri kök hücrelerin elde edildiği kaynağa göre “kemik iliği nakli”, “periferik kök hücre nakli” ve “kordon kanı nakli” şeklinde isimlendirildiği gibi kök hücrelerin nakil amacıyla elde edildiği kişiye göre de adlandırılmaktadır. Eğer kişinin nakil amaçlı kendi kök hücreleri kullanılıyorsa “otolog kök hücre nakli”, eğer sağlıklı bir bağışçıdan alınan kök hücreler ile nakil yapılıyorsa “allojenik kök hücre nakli” denmektedir. Her iki nakil tipinin uygulanma şekilleri, hastalığı tedavi edici etki mekanizmaları ve hasta açısından oluşturduğu riskler birbirinden farklıdır. Günümüzde tüm dünyada 80 binden fazla kök hücre nakli yapılmaktadır. Son yıllarda Avrupa'da yapılan kök hücre nakli sayısı yılda yaklaşık 40 bin kadardır. Bu nakillerin % 57 sini “otolog”, % 43 ünü “allojenik” nakiller oluşturmaktadır. Ülkemizde yapılan yıllık nakil sayısı ise 3 binin üzerindedir.

Kök hücre naklinin ağırlıklı olarak yapıldığı hastalık grubunu lösemiler, lenfomalar, multipl myelom gibi kan kanserlerinin sık görülen tipleri oluşturmaktadır. Ayrıca; kemik iliği yetmezliğine neden olan hastalıklar, bazı solid organ kanserleri ve özellikle ülkemizde çok sık görülen talasemi gibi kalıtsal hastalıklar, bazı bağışıklık sistemi hastalıkları da önemli kullanım alanlarıdır.

Otolog kök hücre nakli

Otolog ve allojenik kök hücre nakillerinin hastalıkları tedavi edici etki mekanizmaları ve uygulama şekilleri birbirinden farklıdır. Otolog kök hücre naklinde amaç hastalara yüksek dozda kemoterapi ve/veya beraberinde radyoterapi vererek hastada bulunan kanser hücrelerinin öldürülmesidir. Otolog kök hücre nakli yapılabilmesi için önce hastanın sağlıklı kan yapıcı kök hücrelerinin toplanması gerekir. Günümüzde kök hücreler daha çok aferez cihazlarının yardımı ile hastanın damarlarında dolaşan kandan toplanmaktadır. Önce hastaya kemik iliğinde bulunan kök hücrelerin dolaşımdaki kana çıkmasını sağlayan bazı ilaçlar verilir ve ardından kana çıkan bu hücreler aferez cihazları ile toplanır. Başarılı bir nakil yapılabilmesi için hastanın kilogramı başına ortalama 3 milyon kök hücre toplanması hedeflenir. İkinci aşamada ise toplanan bu hücreler, canlılıkları bozulmayacak şekilde özel yöntemlerle dondurularak nakil yapılıncaya kadar saklanır. Bu hücreleri uygun koşullar altında yıllarca saklamak mümkündür. Yeterli kök hücre toplandıktan sonra üçüncü aşamada kök hücre nakli işlemine geçilir. Önce hastaya oldukça yüksek dozlarda kemoterapi ve/veya radyoterapi uygulanır. Otolog kök hücre naklinin asıl tedavi edici etki mekanizması bu uygulanan yüksek doz tedavi ile kanser hücrelerinin etkili bir şekilde öldürülmesidir. Bu yüksek doz tedavi, bir yan etki olarak hastanın kemik iliğinde bulunan sağlıklı kan yapıcı kök hücrelerin de ölmesine yol açar. Kemik iliği kan üretmeyen bir hastanın ne yazık ki yaşaması mümkün değildir. Otolog kök hücre naklinde yüksek doz tedaviden önce toplanıp saklanmış olan kök hücreler yüksek doz tedavi sonrası tekrar hastaya nakledilir ve bu kök hücreler hastanın kemik iliğine yerleşerek tekrar kan üretmeye başlarlar. Bu şekilde hasta yüksek doz tedavinin öldürücü etkisinden kurtulmuş olur.

Allojenik kök hücre nakli

Allojenik kök hücre naklinin hastalıkları tedavi edici etkisi ise daha farklıdır. Bu işlemde otolog kök hücre naklinde olduğu gibi hastaya kanser hücrelerini öldürmek amacı ile yine yüksek doz kemoterapi ve/veya radyoterapi verilir. Bu yüksek doz tedavinin etkisi ile tıpkı otolog kök hücre naklinde olduğu gibi hastanın kemik iliğinde bulunan kan yapıcı hücreler yok olur. Yüksek doz tedavinin ardından otolog kök hücre naklinden farklı olarak hastanın kendi kök hücreleri yerine sağlıklı bağışçıdan toplanmış olan yeterli sayıdaki kök hücreler nakledilir. Bu hücreler hastada kemik iliğine yerleşerek kan hücrelerini üretmeye başlarlar. Artık hastada üretilen kan hücreleri bağışçının kök hücrelerinin ürettiği hücrelerdir. Eğer bağışçının kan grubu farklı ise hastanın kan grubunun değişmesinin nedeni de budur. Bu şekilde hasta tıpkı otolog kök hücre naklinde olduğu gibi yüksek doz tedavinin öldürücü etkisinden kurtulmuş olur. Allojenik kök hücre naklinin otolog nakillerden asıl farkı nakil işlemi sırasında bağışçının kök hücreleri ile birlikte immün sistem (bağışıklık sistemi) hücrelerinin de nakledilmesidir. İmmün sistemin “lenfosit” adı verilen beyaz kan hücreleri savaşçı hücrelerdir ve vücudumuzu yabancı etmenlerden korurlar. Allojenik nakil sırasında hastaya aktarılan bağışçının lenfositleri eğer hastada farklı gördüğü bazı hücreleri yabancı olarak algılarsa onlara karşı savaş başlatır ve hastanın organlarında ağır hasarlar oluşturan “graft versus host” hastalığına yol açabilir. Bu nedenle allojenik kök hücre naklinden sonra doku farklılıkları nedeni ile savaş başlamaması için hasta ile bağışçı arasında mümkün olduğunca tama yakın doku uyumu olması hedeflenir. Ayrıca bu riski azaltmak için nakilden hemen sonra hastaya bağışıklık sistemini baskılayan ilaçlar verilerek bağışçının lenfositlerinin savaşçı kapasiteleri baskılanmaya çalışılır. Bağışçının lenfositlerinin hastaya zarar vermesi her ne kadar istenmeyen bir durumsa da bu savaşçı lenfositlerin kanser hastalarında yararlı bir etkisi de olabilmektedir. Bu lenfositler hastada bulunan kanser hücrelerini yabancı olarak algılayıp onları öldürebilirler. Bu olumlu etki ise “graft versus kanser” olarak adlandırılır. Bu nedenle allojenik kök hücre nakli kanser hücrelerinin yok edilmesi açısından otolog kök hücre nakli ile karşılaştırıldığı zaman immün sistemi de kullanması açısından farklılık göstermektedir.

Kök hücre naklinden yarar görecek hasta grupları

Kök hücre naklinden elde edilecek yarar hastaya, hastalığa ve kök hücre naklinden beklenilen amaca göre değişir. Bazı hastalıklarda amacımız hastalığı tümüyle yok etmek ve hastada “tam şifa” sağlamaktır. Bazı hastalıklarda ise hedefimiz hastalığı yok etmesek bile baskılamak ve hastaya zarar vermesini engellemeye yöneliktir. Bu nedenle bir hasta için nakil kararını alırken nakil işlemi ile amaçladığımız hedef, hastanın nakil işlemi için taşıdığı risk, eldeki diğer tedavi seçenekleri ve nakil olanakları birlikte değerlendirilmelidir.

Otolog kök hücre nakillerinin en sık yapıldığı (% 50) hastalık “multiple myelom” adı verilen ve ileri yaşlarda sık görülen bir tür kan kanseridir. Bu hastalıkta günümüzde tam şifa sağlayan hiçbir tedavi yöntemi yoktur. Birçok yeni ilaç ve otolog kök hücre nakli ile bu hastalarda hastalık etkili bir şekilde baskılanarak hastaların yıllarca yaşaması ve yaşam kalitelerinin artması sağlanabilmektedir. Allojenik kök hücre nakli ile tam şifa sağlama olanağı olmasına rağmen ileri yaştaki bu hasta grubunda taşıdığı yüksek riskler ve ölüm tehlikesi nedeni ile tercih edilmemektedir.

Lenfomalar otolog kök hücre nakillerinin yapıldığı hastalıklar içinde ikinci sırada yer alır. İleri yaşlarda daha sık görülmesine rağmen her yaşta izlenebilir. Bu hastalarda otolog kök hücre nakilleri kemoterapi sonrası nüks izlenen hastalarda hastalığı etkili bir şekilde yok etmek ve tam şifa sağlamak amacı ile yapılmaktadır. Özellikle genç ve hastalığı birçok kemoterapi seçeneklerine yanıtsız olan hastalarda allojenik kök hücre nakli de yapılabilmektedir. Lenfomalı hastalara yapılan nakillerin yaklaşık % 10 unu allojenik kök hücre nakilleri oluşturmaktadır.

Akut lösemiler ise bilinen en hızlı ilerleyen ve tedavi edilmezlerse hastayı çok kısa sürede ölüme götüren en agresif kanserlerin başında gelmektedir. Bu hastalarda her ne kadar başlangıçta uygulanan yüksek doz kemoterapiler ile hastalık kontrol altına alınsa da bu iyileşme durumu çok uzun sürmemekte ve hastaların büyük bir çoğunluğu kısa sürede nüks olmaktadır. Bu nedenle lösemili hastalarda uzun süreli tam şifa sağlamak için yüksek doz kemoterapilerle hastalık baskılandıktan hemen sonra allojenik kök hücre nakli yapılmaya çalışılmaktadır. Yıllık yapılan nakillerin yaklaşık üçte biri lösemiler için yapılmaktadır ve bu nakillerin % 95 inden fazlasını allojenik kök hücre nakilleri oluşturmaktadır. Kemoterapiye direnç gösteren bu tür lösemilerde allojenik kök hücre nakillerinden asıl beklenti bağışçının immün hücrelerinin (lenfositler) kanser hücrelerini yok etmesi (graft versus lösemi) umududur.

Allojenik kök hücre nakillerinin tercih edildiği bir diğer hastalık grubu ise kemik iliği yetmezliği ile giden myelodisplastik sendrom (MDS), aplastik anemi gibi hastalıklar ile talasemi gibi bazı kalıtsal hastalıklardır. Bu hastalıklarda zaten hastanın kendi kök hücreleri hatalı ve yetersiz olduğundan otolog kök hücre nakli yapılamayacağı için allojenik kök hücre nakli tercih edilmektedir. Bu grup hastalara yapılan nakiller tüm nakillerin yaklaşık % 6 sını oluşturmaktadır.

Solid organ kanserlerinin (sarkom, üreme organları kanserleri, meme, vb.) kemoterapilere direnç gösteren bir grubunda otolog kök hücre nakilleri başarı ile uygulanabilmektedir. Bu amaçla yapılan nakillerin oranı tüm nakillerin % 4 ünü oluşturmaktadır.

Allojenik nakil planlanan hastaya uygun nakil

Allojenik kök hücre nakilleri için hedef hasta ile bağışçı arasında mümkün olan tama yakın en iyi doku uyumunu sağlamaktır. Bu amaçla hücrelerde bulunan ve doku (HLA) antijenleri adı verilen bir grup antijenik yapıya bakılır. Günümüzde doku uyumunu saptamak için yaklaşık 12 farklı antijenik yapı açısından karşılaştırma yapılmaktadır. Doku grubu antijenleri kan grubu antijenlerinden farklıdır ve allojenik nakil için hasta ile bağışçı arasında kan grubu uyumu olması gerekmemektedir.

Hasta ile bağışçı arasında doku antijenlerinin uyumu ne kadar az ise “graft versus host” hastalığı dediğimiz doku uyuşmazlığından kaynaklanan ve bazı durumlarda ölümcül olabilen problemle karşılaşma riski o kadar yüksektir. Hatta bakılabilen doku antijenleri açısından tam uyumlu görülmelerine rağmen yine de saptayamadığımız farklı doku antijenleri nedeni ile bu ciddi yan etki ile yüz yüze gelinebilir. Hastalara nakil sonrası bağışıklık sistemini baskılayan ilaç verilmesinin temel nedeni de bu problemi önlemeye yöneliktir.

Herhangi iki bireyin bakılan 12 doku grubu açısından tam uyumlu (12/12) olma olasılığı nerdeyse yok denecek kadar azdır (100 bin ile milyonda 1). Ancak kardeşler aynı anne babadan geldikleri için kalıtımsal olarak benzer doku grubu antijenlerini taşıyacakları için tam uyum olasılığı % 25 dir. Anne ve babanın uyum olasılığı ise % 50 düzeylerinde kalmaktadır. Bu nedenle bir hastaya allojenik kök hücre nakli için bir bağışçı aranıyorsa önce varsa kardeşlerinin doku grubuna bakılmaktadır. Eğer kardeşlerden tam uyumlu bağışçı bulunamamışsa hastanın yakın akrabaları taranabilir ama bu olasılık da çok düşük olduğu için genel yaklaşım “kemik iliği bankaları” na başvurulmasıdır.

Ülkemizde henüz yeterli bağışçı sayısına ulaşmış bir kemik iliği bankası yoktur. Bu nedenle taramaların çoğu yurt dışı kemik iliği bankalarından yapılmaktadır. Yurt dışı bankalarda 15 milyondan fazla gönüllü ve sağlıklı kök hücre bağışçısı olmasına rağmen yine de ırksal farklılıklar nedeni ile tam uyumlu bağışçı bulunamaya bilmektedir. Ayrıca kemik iliği bankalarından uygun bağışçı aramak için geçen süre 2 ile 10 ay arasında sürebilmektedir.

Diğer bir kök hücre kaynağı ise yine ülkemizde bulunmayan ama yurt dışında yer alan “allojenik kordon kanı bankaları” dır. Bu bankalarda 600 binde fazla nakil amaçlı kullanılmak üzere saklanmış kordon kanı kök hücreleri bulunmaktadır. Kordon kanı kök hücreleri özelikleri nedeni ile daha potent hücrelerdir ve daha az doku uyumu olsa bile tam uyumlu kök hücreler kadar başarılı nakil yapılmasına olanak vermektedirler. Gereksinim durumunda hızla ulaşılması kolay olduğu için acil allojenik nakil yapılması gereken hastalar için çok iyi bir seçenek oluştururlar. En önemli dezavantajları ise kordon kanında bulunan kök hücre sayısı az olduğu için daha çok çocuk veya düşük kilolu erişkinler için uygun olmalarıdır.

Yarı uyumlu nakiller

Tam uyumlu bağışçı bulunamadığı durumlarda ise daha az uyum ile “haploidentik” adı verilen yarı uyumlu nakiller yapılabilmektedir. Ancak bu nakiller taşıdıkları ciddi riskler nedeni ile seçilmiş hastalarda ve bu konuda deneyimli merkezlerde yapılmalıdır. Bu karar verilmeden önce yarar-zarar değerlendirmesine özen gösterilmelidir.

Mini nakiller

Allojenik nakillerde aktarılan bağışçı kaynaklı immün hücrelerin tümör hücrelerini yok etme potansiyelinin gözlenmesi nedeni ile hastaya yüksek dozda kemoterapi ve/veya radyoterapi vermeden, vericinin bağışıklık sisteminin alıcı üzerindeki olumlu etkilerinden yararlanmak için “mini nakil” kavramı gündeme gelmiştir. Bu nakillere “non-myeloablatif” veya “düşük yoğunluklu nakiller” de denmektedir. Buradaki beklenti, hastaya nakledilen yeni bağışıklık sisteminin hastadaki tümör hücrelerini yok etmesini sağlamak ve bu şekilde hastalığı kontrol altına almaktır. Hastaya allojenik naklin başında uygulanan yüksek doz tedavi verilmediği için bu tedaviye bağlı gelişen yan etkiler daha az oranda ve şiddette izlenmektedir. Bu nedenle yaşı daha ileri olan ve eşlik eden bazı hastalıkları olan hastalarda da allojenik nakil yapılmasına olanak sağlamaktadır.

Kök hücre nakillerinde yenilikler

Günümüzde kök hücre nakillerinde oluşan yan etkileri, işleme bağlı ölüm oranlarını azaltmaya ve nakil işleminin kanser hücrelerini öldürme potansiyelini arttırmaya yönelik çeşitli çalışmalar yapılmaktadır. Bu konuda her geçen gün önemli adımlar atılmakta ve nakil işleminin güvenilirliği ve etkinliği giderek artmaktadır. Tüm bunların bir göstergesi olarak dünyada ve ülkemizde yapılan nakil sayıları her geçen gün artmaktadır.

Kemik iliği nakli özel merkezlerde yapılmalı

Kemik iliği nakli oldukça toksik bir tedavi yöntemidir ve önemli riskler taşır. Bu tedavinin başarıyla uygulanabilmesi için deneyimli bir ekip, gelişmiş donanım ve laboratuvarlar, ameliyathane benzeri bir altyapıya sahip kontrollü nakil odaları ile iyi gelişmiş ve kontrollü bir organizasyon gerekir. Bu nedenle kemik iliği merkezleri Sağlık Bakanlığı tarafınca belirlenmiş koşulların ve özel sertifikalı ekiplerin bulunduğu merkezlerde Bakanlıkça yapılan denetimlerin sonunda yetkilendirilmektedir.



NÜKLEER TIP

NÜKLEER GÖRÜNTÜLEME YÖNTEMLERİ

PET-Tomografi


Günümüzde görüntüleme yöntemleri içinde son derece gelişmiş bir teknoloji olup, tüm vücudun tümör taramasında etkin bir yöntemdir. Yüksek riskli hastalarda tedavi kararı öncesi evreleme amaçlı, takiplerinde ortaya çıkan lezyonların detaylı incelenmesi ve metastazları olan hastaya uygulanan tedavilerin etkinliğinin saptanmasında sıklıkla tercih edilmektedir. Medstar Antalya Hastanesi Kanser Merkezi'nde bulunan PET-Tomografi, TOF teknolojisi ve HD teknolojisini bir arada taşıyan tek cihazdır ve cihazın tüm özelliklerini kullanma becerisi göz önüne alınarak merkez, SIEMENS Türkiye'nin referans merkezi olarak kabul edilmiştir.

KANSER TEDAVİSİNDE NÜKLEER TIP UYGULAMALARI

Nükleer tıp uygulamaları; kanserde tanı ve evrelemenin yanı sıra, cerrahi tedavi şansı olmayan hastalar için geliştirilen alternatif yöntemlerle de, kanser tedavilerine önemli katkı sağlamaktadır. Hastalığın gerilemesi ve hayatta kalım süresinin uzamasına yardımcı olan tedavilerin yanı sıra, özellikle kanser ağrısında uygulanan başarılı işlemlerle, hastaların yaşam kalitesi yükseltilmektedir.

Radyoaktif iyot tedavisi

Tiroid kanserinin tedavisinde kullanılan ve tiroid cerrahisi sonrası hastaya verilen yüksek dozda radyoaktif iyotla, hasta kanserden tamamen kurtulmaktadır. Zehirli guatr tedavisinde de uygulanan yöntem, eğer hasta seçimi doğru yapılır ve uygun kriterler sağlanırsa, hastanın ameliyat olması gerekmeden bir tek kapsülle hastalığından kurtulması sağlanmaktadır.

Radyomikroküre tedavisi

Radyoaktif işaretli reçine olarak ya da cam üzerine yapışmış küçük boncuklar kullanılarak uygulanan bir tedavidir. Uygulama alanı karaciğer tümörleridir. Tümöre hedeflenen girişimsel bir yöntemdir. Boncuklar üzerinde çok yüksek enerji yayan ve kısa mesafeden birkaç milimetre içerisinde yüksek enerji veren radyoaktif maddeler bulunmaktadır. Bunlar karaciğere girişimsel yolla uygulanarak; kılcal damarlardan tümörü besleyen alana yerleşip burada, tümör hücresini ve onun yakınındaki olası küçük metastazları mikroskobik düzeyde radyoaktif bir şekilde yok etmesi amaçlanır. İşlem, ameliyata hazırlık aşamasında da kullanıldığı gibi, kemoterapiden yarar görmeyen hastalarda tercih edilmektedir.

Ağrı palyasyon tedavisi

Kemik ağrısının radyoaktif yöntemlerle giderilmesidir. Samaryum 153 adındaki radyoizotop damar yolu ile hastaya verilmekte ve bu madde ağrının neden olduğu yerlerde tutulmaktadır. Tedavi kanseri geriletme özelliğine sahip olmamakla birlikte, kemik ağrılarını ortadan kaldırarak hastanın yaşam kalitesini artırmaktadır. Erkeklerde prostat, kadınlarda ise meme kanserlerinin kemik metastazlarında etkili bir ağrı tedavi yöntemidir.


GİRİŞİMSEL RADYOLOJİ

KANSER TANI EVRELEME TEDAVİSİNDE RADYOLOJİK YÖNTEMLER
Kanser görüntülemesinde hızla değişen teknoloji sayesinde, doktorun iyi görüntü elde etme ve bulguları doğru yorumlayabilme şansının yükselmesinin yanında, hasta konforu da giderek artmaktadır. Medstar Antalya Hastanesi Kanser Merkezi Radyoloji ve Nükleer Tıp ekibi en üst düzeyde bilgi ve beceriye sahiptir. Yenilikçi görüntüleme teknolojilerine sahip olan merkez, bu alanda en ileri teknolojiyi kullanmaktadır. Zor ve tartışmalı durumlarda multidsipliner kanser konseyinde kanser hastaları konu ile ilgili tüm branşlardan doktorların katılımıyla değerlendirilmekte, hastalar için en doğru ve bilimsel tanı yöntemi için karar alınıp uygulanmaktadır.
KANSER TEDAVİSİNDE GİRİŞİMSEL RADYOLOJİ UYGULAMALARI
Kanser tanı ve evrelemesinin yanında, kanser destek tedavilerinin en sık kullanıldığı alanlardan biri Girişimsel Radyoloji'dir. Medstar Antalya Hastanesi Kanser Merkezi'nde, kanser tedavilerinde % 50 oranında onkolojik girişimler uygulanmaktadır. Özellikle görüntüleme eşliğinde yapılan biyopsiler sayesinde, hasta kanserin tanısı için ameliyat edilmek zorunda kalmadan, hangi kanser türü ile karşı karşıya kaldığını 15 dakikalık girişimsel bir işlem sonrası öğrenerek, ciddi operasyonlardan kurtulmaktadır.
Radyofrekans ablasyon
Onkolojik girişimlerde en çok kullanılan yöntem; karaciğer, akciğer, yumuşak doku ve kemik dokularında ortaya çıkan tümörlerin tedavisinde kullanılan “tümör yakma” işlemidir. Tümörün bulunduğu organ üzerinden, iğne ile tümörün ortasına girilerek kanserli hücreler yakılmaktadır.
Elektropolasyon yöntemi
Görüntüleme teknikleri sayesinde, bir takım iğneler tümörün içine yerleştirilerek hastaya genel anestezi altında elektrik akımları verilmektedir. Bu sayede, kanserli hücrenin elektrik dengesi bozulmakta ve sağlıklı hücreler tahrip olmadan kanser hücreleri yaşamını kaybetmektedir. Bu işlem sayesinde tümöre yakın olan organlar ve tümörün içinden geçen damar zarar görmediği gibi, kemik metastazlarında uygulandığında da tümörün yarattığı şiddetli ağrı ortadan kalkmakta, işlem kemikte bir hasara neden olmamaktadır. Ameliyat olma şansı bulunmayan hastalarda uygulanan işlem, cerrahiye alternatif bir tedavi yöntemidir.
İntra arteriyel kemoterapi
Kemoterapiden yarar görmeyen hastalar için uygulanan intra arteriyel kemoterapi, tümörü besleyen damarların anjiyo ile tespit edilmesi ve girişimsel olarak damara girilerek yoğun bir kemoterapi verilmesi ile yapılmaktadır. İşlemin hasta için en önemli avantajı; yan etkinin az, ilacın tümöre etkisinin fazla olmasıdır.
Kemoembolizasyon
Özellikle ameliyat şansı bulunmayan karaciğer kanserlerinde uygulanmaktadır. Daha önce tanısal amaçlı olarak kullanılan yöntem, artık tedavi için de uygulanmaktadır. Görüntüleme için kullanılan ve yağda çözülebilen kontrast bir madde, karaciğerin atardamarına enjekte edilerek, kanserli hücreler tarafından emilimi sağlanmaktadır. Bu kontrast madde kemoterapi ile karıştırılarak karaciğere atardamardan verilmekte ve tümörün içine hapsedilmektedir. Normal karaciğer hücreleri bundan çok az, kanserli doku ise çok fazla etkilenmektedir.
Radyoembolizasyon
Hastayı radyoterapinin yan etkilerinden korumak için geliştirilmiş girişimsel bir yöntemdir. Radyoembolizasyon'da, milimetrenin onda biri kadar çok küçük tıkayıcı taneciklere radyoaktif madde yüklenerek, karaciğerin atardamarına ya da tümörü besleyen damara direkt olarak enjekte edilmektedir. Bu sayede, çok yüksek dozda radyoterapi tümöre verilmekte ve sağlıklı dokular bundan çok az etkilenmektedir. İşlem, hem karaciğer hem de böbrek tümörlerinde uygulanmaktadır.
Kemosatürasyon yöntemi
Yalnızca karaciğer tümörlerinde uygulanan yöntem, çok yoğun miktarda kemoterapinin kanserli hücreye direkt olarak verilmesidir. Bu işlem yapılırken, karaciğerin atardamar ve toplardamarı izole edilmekte, yüksek miktarda kemoterapinin kan dolaşımına giderek hasta için zehirleyici etki oluşturması engellenmektedir. İşlem, ayda birlik periyotlarda hastaya uygulanmaktadır.


RADYASYON ONKOLOJİSİ

Medstar Antalya Hastanesi Kanser Merkezi Radyasyon Onkolojisi Bölümü; teknolojik yeniliklere hakim ve uluslararası deneyime sahip ekibi, dünyadaki gelişmiş merkezlerle entegre sistemi ve hastaya sevgi dolu yaklaşımla hizmet vermektedir. Cerrahi ve tıbbi tedavide olduğu gibi radyoterapide de disiplinler arası iletişim ve hasta tedavi kararının ortak bir platformda alınması önemlidir. Hastanın özelliklerinin ve tümör verilerinin tartışılarak, tedavi kararlarının tüm doktorların katıldığı multidisipliner onkoloji konseyinde alınması, en iyi teknoloji ve konforun hasta ile buluşturulması, tedavinin başarısı açısından son derece önemlidir. Merkezde; alanında uzman doktor ve radyofizik uzmanı tarafından, teknolojik yenilikleri en ileri düzeyde olan modern cihazlarla gerçekleştirilen tedaviler, memnuniyet verici sonuçlarla hastalara konforlu bir yaşam sağlamaktadır.
Radyasyon Onkolojisi Bölümü'nde kullanılan Trilogy teknoloji ile hasta radyoterapinin yan etkilerine minimum düzeyde maruz kalmakta ve ışın tedavisi kanserli hücreye hedeflenerek uygulanmaktadır.
Trilogy teknolojisi
Medstar Antalya Hastanesi Kanser Merkezi, dünya genelinde çok yönlü IMRT, IGRT, SRT/SRC yöntemlerini içeren Varian Trilogy ileri teknolojisini kullanan sayılı hastanelerden biridir. Farklı kanser türlerinde kullanılabilirliğinin yanında, Trilogy teknolojisi kısa sürede yüksek doz hızı sayesinde küçük lezyonları tedavi edebilme yeteneğine sahiptir. “Cone-Beam” bilgisayarlı tomografi ile de, planlanan ışın dozunun hastaya en hassas şekilde ulaştırılmasını sağlar. Bu kombine teknoloji sayesinde klinisyen nasıl bir tedavi yaptığını gerçek zamanlı olarak görebilmektedir. Hem tanı, hem tedavi amaçlı kullanılan bu ileri teknolojiye sahip cihaz; hastaya ve klinisyene önemli avantajlar sağlamaktadır.
Trilogy ile kanser tedavisi
Trilogy yüksek odaklı, güçlü radyasyon ışınlarını tümörün tam olarak bulunduğu noktaya gönderilmesini sağlayan kompleks bir teknoloji kullanır. Bu teknoloji değişik kanser tedavilerinde etkili olarak kullanılabilmekle beraber kritik organların yakınındaki tümör hücrelerinin yok edilmesinde çok avantajlıdır ve aynı zamanda daha önce radyoterapi alan hastaların ikinci seri ışınlamaları kullanımı içinde idealdir. Trilogy teknolojisi her hastaya özel en iyi tedavi seçeneğini sunarak en doğru tedavinin verilmesini sağlar.


REHABİLİTASYON

KANSERLİ HASTALARIN REHABİLİTASYONU
Medstar Antalya Hastanesi Kanser Merkezi'nin temel hedeflerinden en önemlisi, hastalara yaşam kalitesi odaklı tedavi modeli planlamaktır. Bu nedenle onkoloji alanında rehabilitasyon programlarına önem verilmektedir. Kanser tanısı alan ve cerrahi uygulanan hastalar rutin psikolojik rehabilitasyon, fiziksel rehabilitasyon programlarına alınmaktadır. Tedavileri tamamlanmış veya tedavi süresince arzu eden hastalar cinsel rehabilitasyon programlarına dahil edilmektedirler.
Lenf ödem ve Rehabilitasyonu
Meme kanserli hastaların önemli bir bölümünde koltuk altı lenf bezlerinin alınması ameliyatından sonra omuz kısıtlılığı ortaya çıkmaktadır. Doğru ve erken dönemde planlanan egzersiz ve rehabilitasyon programları ile hastalar bu sorundan kısa sürede kurtulmakta ve yaşam boyu süren takip programlar ile kalıcı omuz kısıtlılıkları ile karşılaşmamaktadır. Kolda lenf ödem, hastaya uygulanan ameliyat, koltuk altına uygulan radyoterapi ile ilişkili olarak hastaların yaşamlarının bir döneminde karşılarına çıkabilmekte ve bazı hastaların yaşam kalitesini son derece bozabilmektedir. Meme kanserli hastalarda bu oran yaklaşık 4 hastanın birinde gözlenir. Lenf ödemin başlıca nedeni koltuk altı lenf bezlerinin alınması sonucu lenfatik dolaşımın bozulmasıdır. Bu istenmeyen durumun ortaya çıkmaması için hastalar ameliyat sonrası erken dönemde, Fiziksel Tıp ve Rehabilitasyon Bölümü Ekibi tarafından değerlendirilmekte ve yaşam boyu takip programına gerektiğinde lenf ödem masajı ve tedavi programlarına dahil edilmektedir.
Kanser hastasında psikoterapi
Kanserli hastalarda tanı ile başlayan, cerrahi ve radyoterapi, kemoterapi ile devam eden süren hasta ve ailesi için son derece yaralayıcı bir sürece neden olmaktadır. Bu süreçte hasta ve ailesinin psikolojik olarak yara alması kaçınılmazdır. Kanser Merkezi'nde tanı alan tüm hastaların ve ailesinden arzu eden bireylerin (anne baba, eşi ve çocukları) psikolojik parametreleri (anksiete ve depresyon skalaları) ölçülmektedir. Bu ölçümler sonucu gerektiğinde hastalara psikiyatri desteği ile birlikte alanında yetkin psikologlardan oluşan ekip tarafından yaşam boyu destek sunulmaktadır.
Kanser hastasında beslenme
Hastalar uzman beslenme uzmanı eşliğinde bireye ve hastalığa özgü beslenme uygulamaları ile takip edilmektedir. Tanıdan itibaren hastaların nutrisyon durumları ölçülmekte ve onkologlar ile işbirliği içinde hastalığına ve planlanan tedaviye uygun beslenme programları yapılmaktadır.
Cinsel rehabilitasyon
Kanser tanısı sonrası hastaya uygulanan cerrahi tedavi kemoterapi ve hormonal tedaviler sonrası bireyin bedeninde kalıcı ve bireyin psikolojisinde yaralayıcı değişikliklerin yanı sıra hormonal dengesinde de ciddi değişiklikler olmaktadır. Bazı hastalar kemoterapi sonrası geçici veya kalıcı menopoza, andropoza (yumurtalık-testis fonksiyonları durmakta) girmekte, bazı hastalar ise tedavi etkinliğini ve başarısını artırmak amacı ile menopoza-andropoza girmemiş ise bile yumurtalık-testis fonksiyonları özel ilaçlar yardımı ile susturulmakta yani menopoza/andropoza girmeleri sağlanmaktadır. Tüm bu durumlar hastada vajinal kuruluğa, cinsel isteksizliğe ve beğenilmeme, istenmeme korkusuna yol açmaktadır. Bu koşullar altında kanserli hastanın ve eşinin sağlıklı bir cinsel yaşantıya sahip olmaları beklenemez. Yeme içme gibi son derece gerekli ve insani bir ihtiyaç olan cinsel yaşam birçok onkoloji kliniklerince hasta yoğunluğu nedeniyle göz ardı edilmekte, bilgi, beceri ve deneyim eksikliği, zaman yokluğu gibi nedenlerle de tamamen yok sayılmaktadır. Hastada “benim hayatımı kurtarıyorlar böyle bir şeyi söylemeye ve talepte bulunmaya hakkım yok” düşüncesi ile problemini dile getirememekte ve günlük yaşantısı içinde her gün biraz daha yalnızlığa, aile içi problemlere, hatta boşanmalara doğru giden sürece doğru yol almaktadır. Kanserli hastalarda cinsel problemlerin gözlenme oranı %70'ler düzeyindedir. Tüm bu problemlerin ayrıntılarına bakıldığında problemlerin 2/3'nün kısa bir değerlendirme sonrası birkaç öneri hasta ve eşine güven aşılanması sonucu çözülebileceği bilinmektedir. Geriye kalan az bir kısmında ise hasta ve eşine önerilebilecek tıbbi ve psikolojik destekler sayesinde üstesinden gelinebilmektedir. Bu nedenlerle merkezde rutin cinsel rehabilitasyon programları ile hastalar düzenli olarak takip edilmektedir.
Kanser hastalarına yönelik sanatsal tedaviler
Medstar Antalya Hastanesi Kanser Merkezi bünyesinde bulunan Kemoterapi ve Sanat Merkezi'nde kemoterapi alan ve klinikte yatan hastalara deneyimli sanatsal tedavi ekibi eşliğinde el işi ve resim aktiviteleri gün boyu devam etmektedir. Hastaların memnuniyetlerini artıran, yaşamlarını ve tedaviye bakışlarını değiştiren bu aktiviteler hastaların yaşam kalitesini artırması yanında, motivasyonlarını yükseltmektedir.
Kanserli hastaların tedavisinde yoga
Hasta, hasta yakınları ve merkez çalışanlarına yönelik yoga aktiviteleri program dahilinde devam etmektedir. Çok sayıda bilimsel makalede yoganın kanserli hastalarda uyku düzensizliği, moral bozukluğu, anksiyete ve diğer yaşam kalitesi parametreleri üzerine olumlu yönde etkisi olduğunu kanıtlanmıştır. Medstar Antalya Hastanesi Kanser Merkezi; içerisinde gevşeme, germe, hayalde canlandırma ve meditasyon gibi öğeler barındıran yogayı kanser tedavisinde kullanan ilk merkezlerden biridir.
Diğer tamamlayıcı tıp yöntemleri
Bilimsel kanıtlar doğrultusunda diğer yöntemleri (akupunktur, refleksoloji, hipnoterapi, dinsel tedaviler) ise merkez bünyesinde uygulamaya alınması yönünde çalışmalar devam etmektedir. Çok yakında onkoloji felsefesine uygun bilimsellikten uzaklaşmayan destek ekipleri ile bu hizmetler de hastalara sunulacaktır.


Formunuz Gönderiliyor

Lütfen Bekleyiniz...