Ortopedi

Ortopedi orthos ve paedia sözcüklerinin birleşiminden oluşmuş düzgün (orthos) çocuk (paedia) anlamına gelir. Temel olarak kas iskelet sistemini ve onun sorunlarını inceleyen, gövdenin devinim dizgesinin morfolojisini ve işlevini değiştiren doğumsal, sonradan edinilmiş ya da travma sonucu oluşan lezyonları incelemeye, önlemeye ve tedavi etmeye yönelik tıp uzmanlık dalıdır.

Ortopedi ve Travmatoloji Bölümü, kas-iskelet sistemindeki doğumsal ve edinsel hastalıkları çalıştığımız hastanlerimizde yer alan tüm bölümlerle dayanışma ve işbirliği içinde inceleyen, teknolojinin geniş olanaklarından yararlanarak teşhis eden, hastalara en uygun medikal ve cerrahi tedaviyi bilimsel düzeyde planlayarak uygulamaktadır. Hastalar, tedavi planları ile ilgili olarak uzman doktorlarımız tarafından tüm ayrıntılarıyla bilgilendirilmektedir. Ortopedi ve Travmatoloji, teknoloji ve bilimsel ilerlemelerin ışığında en hızlı gelişen, değişen ve hatta kapsamı artan dalların başında gelmektedir.

El Cerrahisi

Brakial Pleksus Yaralanmaları: Brakial Pleksus, omurilikten çıkan sinir köklerinin üç büyük dal halinde seyrederek birbirleri ile bağlantı oluşturduğu, koltuk altı bölgesinde yer alan büyük bir sinir topluluğudur. Bu sinirler kürek kemiği, omuz ve kol kaslarının hareketini ve duyusunu sağlar. Zedelenmesi durumunda kürek kemiği, omuz, dirsek, el bileği, el ve parmak kasları etkilenebilir. Zedelenmenin şiddetine ve sinirin zedelenen bölümlerine göre çalışmayan veya etkilenen kaslar değişiklik gösterir. Brakial pleksus yaralanmaları sıklıkla doğum sırasında oluşur ve tıp dilinde ‘obstetrik' brakial pleksus yaralanması olarak adlandırılır. Doğumsal nedenlerin dışında; travma, torakal çıkış sendromu, radyasyon, tümör yayılımı, brakial nöritis ve basıya neden olan anevrizma gibi damarsal sorunlara bağlı olarak da yaralanma gelişebilir.

Brakial Pleksus, makat (ters) gelişli doğumlarda gövdenin ve boynun yana aşırı eğilmesi ile, baştan gelen doğumlarda ise dışarı çıkış sırasında başın ve boynun aşırı yana eğilmesi ile sinirlere uygulanan germe sonrası oluşabildiği gibi, doğum ağırlığı büyük, annenin kalçasına göre iri ve kafası büyük bebeklerde de oluşabilir. Bebeğin her iki kolunu eşit hareket ettirememesi, etkilenen kolda renk değişikliği ve şişlik, kucağa alınırken bebeğin etkilenen kolunun kayması, tespit etmede zorluk, etkilenen elin yumruk yapılamaması, parmak uzatılınca kavranmaması, köprücük kemiği üzerinde tek taraflı şişlik gibi bulgular aileler ve çocuk doktorlarını brakial pleksus felci açısından uyarmalıdır.

Hastalarda ilk iki haftada iyileşme görülmesi iyi prognoza işarettir. Tanıda manyetik resonans (MRI) incelemesi en iyi görüntüleme yöntemidir. Elektrodiagnostik inceleme ise yaralanma zamanı, derecesi, prognozu ve lokalizasyonu konusunda bilgi vermektedir.
Tedavi, egzersiz ve fizik tedavi uygulamaları ile başlar. Bazı brakial felçli çocuklarda elektriksel stimulasyon ve botulinum toksin injeksiyonu gibi girişimler iyileşmeye yardım edebilir.

Felçli hastalarda gerek bebeklik çağında gerekse erişkin yaşta eğer 3 ay içerisinde herhangi bir düzelme görülmediği takdirde cerrahi tedavi gerekmektedir. Sinirler üzerinde yapılacak cerrahi girişimde, boyun ve/veya koltuk altından yapılacak kesilerle brakial pleksusu oluşturan sinir demetlerine ulaşılır. Kopuk olan sinirler mikrocerrahi yöntemlerle onarılır. İçerisinde nedbe dokusu oluşmuş hastalıklı sinir dokuları ise çıkartılarak yeniden sinir onarımı yapılır. Onarılamayacak derecede yaralanmış sinirlerin tamiri için ise brakial pleksusu oluşturan sinir demetinde komşu bir sinirin buraya transferi veya vücudun başka bir yerinde az kullanılan bir sinirin buraya getirilmesi söz konusu olabilir. Bu tedavilerle geri dönmeyen felçlerde ise cerrahi olarak çalışan kasların çalışmayanların yerine nakledilmesi (Tendon transferi) ile kaybolan hareketlerin geri kazanılması mümkün olabilmektedir. Cerrahi yapılacak vakalarda ekip çalışması çok önemlidir. Ameliyat sonrasında da rehabilitasyon programı öncesinde olduğu gibi devam etmelidir.

El ve Parmak KırıklarıEl, vücudumuzun en kompleks yapılarından biridir. Pek çok kas ve tendon yardımı ile el ve parmaklarımızı oluşturan kemikler hareket ettirilerek karmaşık el fonksiyonları sağlanır. Bu kemiklerde oluşabilecek kırıklar uygun şekilde tedavi edilmezlerse el fonksiyonlarımızda el-parmakciddi kayıplara yol açabilir.

Kırıklar, kemikler üzerine gelen aşırı kuvvetlere bağlı oluşur. Düşme, ezilme yada sert cisimlerin çarpması ile bu kuvvetler oluşabileceği gibi tendonların aşırı çekmesi de bazen kırığa yol açar. Kırıklar, kemiklerin gövde kısmında olabileceği gibi eklem yüzlerini oluşturan uç kısımlarında da meydana gelebilir. Kırığın en önemli bulgusu patolojik hareket olarak adlandırılan normalde hareket etmeyen bir bölgenin hareketidir. Kırık sonrasında şiddetli ağrı duyulur. Kırık bölgesinde morarma ve şişme oluşabilir.

Hastanın muayenesi ve röntgen incelemesi sonrası genelde tanı konulabilir. El çok karmaşık bir yapıya sahip olduğu için kırık değerlendirmesinde deneyim önemlidir. Bazı kırıklarda normal radyografilerde kırık görülemeyebilir. Gerek şüpheli kırıkların saptanması gerekse tedavi yönteminin belirlenmesi amacıyla bilgisayarlı tomografi incelemesi (BT) gerekli olabilir.

El kırıklarının tedavisinde temel hedef erken ve tam hareket olmalıdır. Çoğu el ve parmak kırığı alçı ya da atel gibi cerrahi dışı yöntemlerle tedavi edilebilir. Çok parçalı kırıklarda, kırık uçları birbirinden ayrılmışsa ya da kırık dış ortamla ilişkili ise (Açık kırık) cerrahi tedavi gerekli olabilir. Özellikle eklem yüzlerini ilgilendiren kırıklarda, kırık parçalarının pürüzsüz olarak bir araya getirilmesi ve sağlam bir tespit elde edilerek erken dönemde hareket sağlanması, ilerde oluşabilecek kireçlenmeleri önlemek açısından çok önemlidir. Ameliyat sırasında kırıklar çeşitli tel veya plak-vidalarla sağlam bir şekilde uç uça sabitlenir. Ameliyat sonrası uygulanacak rehabilitasyon programları, karmaşık el hareketlerinin sorunsuz olarak geri kazanılmasında büyük önem taşır.

El Bileği Kırıkları: Kırık, kemik bütünlüğünün bozulduğu yumuşak doku yaralanması olarak tanımlanır. El bileğimiz iki sıra halinde dizilmiş sekiz adet kemikle birlikte bunlarla eklem yapan ön kol kemiklerinden oluşur. Ön kol kemiklerimiz ‘Radius' ve ‘Ulna' olarak adlandırılır. Radius kemiği baş parmak tarafında ‘Ulna' kemiği ise beşinci parmak tarafındadır. Ön kol kemiklerin ve el bilek kemiklerinin kusursuz uyumu, karmaşık hareket özelliklerine sahip el bileğimizin sorusuz olarak çalışmasını sağlar.

El bileğimizde en rastlanılan kırık Radius kemiğinin alt ucunda görülür. Bu kırıklar genellikle açık el üzerine düşme ile oluşur. Bu bölge kırıklarının büyük çoğunluğu dışarıdan uygulanacak kuvvetlerle sağlanan düzeltme manevraları sonrası uygulanacak alçılarla iyileşebilir. Bu menevraların hastaların ağrı duymaması amacıyla sedasyon anestezisi altında yapılması daha doğrudur. Kırık hattının el bileği eklemine uzandığı durumlarda ve çok parçalı kırıklarda kapalı yöntemlerle uygun kırık dizilimi sağlanamayabilir. Bu durum, el bileği hareketlerinde ağrı ve kısıtlanma ile karşımıza çıkan kireçlenmelere neden olacaktır. Doktorunuzun cerrahi olarak kırığınızı düzeltip sabitlemesi ile ileride oluşabilecek sorunların önüne geçilebilir.
El bileğindeki ufak kemiklerimiz arasında en sık kırık ‘Skafoid' kemiğinde oluşur. Bu kemiğin kan damarları ile beslenmesindeki yetersizlik kaynama sorunlarına yol açmaktadır. El bileği travması sonrası oluşan şikayetler geçiştirilir ve tanı konulamaz ise ilerleyen dönemlerde Skafoid kırıkta kaynamama görülebilir. Bu durum bazı kişilerde şikayet yaratmasa da genellikle el bileğinde ağrı ve hareket kısıtlılığına yol açar. Tedavi, cerrahi olarak kırığın taze kemik aşıları ile desteklenmesi ve çeşitli vidalarla sabitlenmesi ile yapılır.

Çekiç ParmakÇekiç parmak (Malled finger) genellikle bir travma sonucu, tırnağın yer aldığı parmak ucu boğumunun yukarıya kaldırılamaması veya parmak ucunun kendiliğinden aşağı doğru kıvrılmasıdır. Genellikle travmaya bağlı oluşur. Parmak ucunu yukarı doğru kaldıran tendonun kopması ile meydana gelir. Bazen de tendon, kemiğe yapıştığı alandan küçük bir kemik parçası ile beraber ayrılır. Sporcularda sık rastlanan bir durumdur. Parmağa hızla çarpan top parmak ucunun aşırı bükülmesine ve bu hareketin yapılmasından sorumlu olan tendonun yırtılmasına sebep olur.
Parmak ucunu yukarı kaldıramama nedeni ile doktora başvuran hastalarda kemik kopması olup olmadığı el radyografisi çektirilerek ortaya konur. Kemikte hasar olmayan hastalarda ilk tedavi atel uygulamasıdır. Parmak ucu ateli iki ay kullanılmalıdır.

Açık yaralanması olan hastalarda, atel tedavisi ile düzelme göstermeyenlerde ve kemik kırığının eşlik ettiği olgularda cerrahi tedavi gerekir. Cerrahi tedavide kopan tendon kemiğe sabitlenir.

De-Quervain SendromuEl bileğinin baş parmak tarafında kalan yan kısmında hassasiyet ve birinci parmak hareketlerinde ağrı ile seyreden bir hastalıktır. Başparmağın bilekle birleştiği yerde, belli hareketleri yaparken ortaya çıkan şiddetli bir ağrı seklinde kendini hissettirir. Özellikle baş ve işaret parmağının birleştiği kaldırma ve tutma hareketleri çok acı verici hale gelir. Hastalığın nedeni başparmağın içe ve yana hareketlerini sağlayan tendonların (Abdüktör pollicis longus ve Ekstansör pollisis brevis ) el bileği düzeyinde geçtikleri tünel içerisinde sıkışmasıdır. De Quervain hastalığının, müzik enstrümanı kullanma, örgü örme, bebek bakımı gibi tekrarlayan işlerin yapılması sonrasında tendon ve kılıflarında gelişen ödem sonucu oluştuğu düşünülmektedir. Başparmağını çok kullananlarda ve kadınlarda daha sık görülmektedir.

Hastalığın tedavisinde birinci basamak, baş parmak hareketlerini kısıtlayıcı bir atel kullanılmasıdır. Bu tedavi antienflamatuar ilaçlarla desteklenir. Düzelme görülmeyen olgularda ağrılı bölgeye kortikosteroid enjeksiyonu genellikle fayda sağlar. Bu yöntemler başarısız olursa cerrahi olarak tendonların geçtiği tünelin gevşetilmesi ile iyileşme sağlanır.

El Bileği ArtroskopisiArtroskopi tekniği, bir eklemin içeresinin kamera yardımı ile görüntülemesini ifade eder. El bileği artroskopisinde oldukça ince (2,7 veya 2,4 mm'lik) kameralar kullanılır. El bileğine küçük kesiler açılarak kameranın girmesi ve görüntünün büyültülerek televizyon ekranına aktarılması yöntemi ile eklem içi gözlenir. El bileği artroskopisi ile açık cerrahiye nazaran daha az doku hasarı oluşmakta, ağrı, şişme ve hareket kısıtlılığı daha görülmekte ve de ameliyat sonrası iyileşme hızlı olmaktadır. Bu yöntem hem tanı hem de tedavi amaçlı kullanılabilir.

Tanısal artroskopi: Mekanik el bileği ağrısının nedeninin araştırılması- EI bileği artrografisinde saptanan patolojilerin doğrulanması.- Eklem yüzlerinin değerlendirilmesi,-Ligament yaralanmalarının değerlendirilmesi

Cerrahi artroskopi: Eklem farelerinin çıkarılması - Sinovyal biopsi, sinovektomi, - Eklem içinin yıkanması ve debridmanı - TFCC yırtıklarının alınması - Eklem içi kırıkların düzeltilmesine yardımcı olarak- Bölgeyi ilgilendiren kırık komplikasyonlarının tedavisinde - Artroskopi hastalarında genel olarak hastanede yatış süresi bir gündür.

Ganglion kisti ( Kistik Higroma ): Ganglion kisti genellikle el bileğinin sırt kısmında oluşan, eklem kapsülü, tendon veya tendon kılıfı üzerinden köken alabilen, içi jel kıvamında bir sıvı ile dolu kistik oluşumlardır. Elde en sık rastlanan iyi huylu tümördür. Kesin bir sebebi yoktur. Tekrarlayan küçük travmalar sonrası oluşabilir. Aniden ortaya çıkabileceği gibi yavaşça da gelişebilir. Hastalar genellikle şişlik nedeni ile doktora başvururlar. Şişlik dinlenme ile azalıp aktivite ile artabilir. Bazen kistin patlaması sonucu şişlik tamamen ortadan kalkabilir. Fazla büyüyen kistler eklem hareketleri sırasında ağrıya neden olabilirler.

Şikayet oluşturmayan kistlerin gözlenmesi yeterlidir. Enjektör yardımı ile kistin boşaltılması geçici olarak rahatlama sağlarsa da genellikle kısa sürede tekrar şişme görülür. Kist ağrılı hale geldiğinde; el hareketlerinde ve fonksiyonlarında kısıtlanma meydana getirdiğinde, aşırı şişlik oluşup estetik olarak kötü görünüm oluşturduğunda cerrahi tedavi uygulanır. Cerrahi tedavide kist kılıfı ile birlikte çıkarılır.

Karpal Tünel Sendromu ( El bileğinde sinir sıkışması ): Elimizdeki kasların çalışması ve duyusunun hissedilmesi üç adet sinir tarafından sağlanır. Bu sinirlerin en büyüğü Median sinirdir. Median sinir el bileğinin orta kısmında ve el ayasının olduğu yüzde bir tünel içerisinden avuç içine girer. Median sinirin bu tünelde sıkışmasının ‘Karpal Tünel Sendromu' olarak adlandırılır. Sinirin sıkılması tünel içerisinde basıncın artmasına veya tünelin daralmasına bağlı meydana gelir.

karpal-tunel2: Özellikle uzun süreler tek tip el işi yapanlarda görülen bir rahatsızlıktır. Özellikle uzun süreli klavye kullanımı, eldeki tendonların kalınlaşmasına ve buna bağlı sinir üzerinde bası oluşmasına sebep olmaktadır. Ayrıca müzikle uğraşanlar özellikle piyano ve kalın telli parmakla çalınan çalgıları kullananlarda sıkça görülmektedir. Ayrıca şeker hastalığı, romatoid artrit, hipotroidi, aşırı şişmanlık, gut gibi diğer başka hastalıkların etkisiyle de ortaya çıkabilir. Gebelik döneminde de bu hastalığa sık rastlanır.

Hastalarda ilk bulgular elde güçsüzlük, çabuk yorulma ve özellikle ilk üç parmakta karıncalanma hissidir. İlerleyen dönemlerde ağrı şiddetlenirken parmaklarda uyuşmaların başlar. Ağrı ve uyuşukluk hissi genellikle geceleri daha şiddetlidir. Çok ilerlemiş vakalarda baş parmak etrafındaki kaslarda erime ve buna bağlı başparmakta güçsüzlük ortaya çıkabilir.

Tanı için doktorunuzun yaptırtacağı EMG testi (Elektromiyografi) ile teyit edilir. Tedavide ilk basamak el bilek hareketlerinin kısıtlanması ve antienflamatuar ilaç kullanılmasıdır. Çeşitli fizik tedavi uygulamaları ve kortikostreoid enjeksiyonları erken dönemdeki hastalarda faydalıdır. Karpal tünel sendromunun kesin tedavisi, cerrahi olarak el bilek tünelinin gevşetilmesi ile sağlanır. Sinir üzerindeki basının uzun süre kaldırılmadığı hastalarda, sinirlerde geri dönüşümsüz hasarlar oluşabileceği unutulmamalı ve cerrahi tedavi için hastalığın çok ilerlemesi beklenilmemelidir. Ameliyat genellikle sadece kolun uyuşturulması ile yapılmakta ve hastalar aynı gün evlerine dönebilmektedir.

Kubital Tünel Sendromu ( Dirsekte sinir sıkışması ): Elimizdeki kasların çalışması ve duyusunun hissedilmesi Median, Ulnar ve Radial sinir olarak isimlendirilen üç adet sinir tarafından sağlanır. Koltuk altından gelen Ulnar sinir, dirsek seviyesinde iç yan kısımda tünel benzeri bir yapı içerisinden geçerek ön kol bölgesine kubital-tunelgirer. Ulnar sinirin cilt altında bulunan bu tünelde sıkışması ‘Kubital Tünel Sendromu' olarak adlandırılır. Sinir tünelden geçtikten sonra elin yüzük parmağı ve küçük parmağında sonlanır. Kübital tünel sendromu dirsek çevresindeki eski kırıklar, tünel içinde yer kaplayan kitleler, romatoid artrit gibi bağ dokusu hastalıkları sonucu gelişebilse de hastaların büyük çoğunluğunda belirgin bir neden saptanamaz. Kübital tünel sendromunun en sık rastlanılan belirtileri ulnar sinirin elde yayılımına uyan bölge olan küçük parmak ile yüzük parmağının yarısında uyuşma, ağrı ve duyu kaybıdır. İleri dönemlerde parmakları birbirine yaklaştırmada güçlük çekildiği, eli düz tutmaya çalışırken 4. ve 5. parmakların geri doğru kıvrıldığı görülür.

Kübital tünel sendromunun tanısı hastaların klinik muayenesi ile konulur. Tanıyı doğrulayan standart inceleme yöntemi, EMG olarak adlandırılan elektrodiagnostik incelemelerdir. Bu incelemeler ile sinirlerin elektrik iletme gücü ölçülür, böylelikle sinirde bir sıkışma olup olmadığı ve varsa tam hangi seviyede sıkışma olduğu saptanır.

Şikayetlerin yeni oluştuğu hastalarda, siniri sıkıştıracak hareketlerden kaçınılması, dirseği dayayarak oturma alışkanlığından vazgeçilmesi ve geceleri dirseği düz bir pozisyona alacak atellerin kullanımı fayda sağlayabilir.

Kübital tünel sendromunun kesin tedavisi, cerrahi olarak ulnar sinirin gevşetilmesi ve sıkışmaya neden olan dokuların serbestleştirilmesidir. Ameliyat sırasında, dirsek hareketleri ile birlikte sinirin gerilmesini önlemek amacıyla sinir dirseğin ön tarafına nakledilir. Ameliyat çoğunlukla sadece kolun uyuşturulması ile yapılır ve hastalar aynı gün hastaneden taburcu olabilir.

Travmatik El Yaralanmaları:                     
Damar-sinir-tendon yaralanmaları
El - Parmak Ampütasyonları: El fonksiyonları; dokunma, tutma, yakalama, kendimizi ifade etme, savunma, saldırma, beslenme, duyguları ifade etme şeklinde sıralanabilir. Tüm bu karmaşık fonksiyonlar, elimizdeki damar, sinir, kas, tendon ve bağların uyumlu ve eksiksiz çalışması ile sağlanır.
Travmatik el yaralanmalarının büyük çoğunluğu ne yazık ki iş kazaları sonucu ortaya çıkmaktadır. Bunun yanı sıra ev ve trafik kazaları da travmatik el yaralanmalarına yol açabilir. Ne şekilde oluşursa oluşsun, yaralanmaların tedavisinde birinci amaç hastaların el fonksiyonlarını eksiksiz olarak geri kazanmalarını sağlamaktır. El yaralanmaları kesici bir cisim ile oluşabileceği gibi ezilme ya da parçalanma şeklinde de meydana gelebilir. Elektrik, asit yada sıcak yanığı da elde yaralanmaya neden olabilir. Çoğu yaralanmada bir çok travma şekli birlikte yer almaktadır. Yaralanma sonrası elde sadece bir ezilme yada cilt kesisi oluşabileceği gibi, çeşitli kırıklar, damar, sinir yada tendon kesileri, doku kayıpları ya da parmak kopması gibi uzuv kayıpları oluşabilir.

Tendon Yaralanmaları: Parmaklarımız tendon adı verilen kas uzantılarının çekme kabiliyetleri ile hareket eder. Tendonlarda oluşan yaralanmalar, kesi seviyesine göre parmaklarda ya da el bileğinde hareket kaybına yol açar. Temel olarak iki tür tendon bulunur. Fleksör tendonlar parmakların içe doğru bükülme hareketlerini sağlarlar ve elin iç yüzünde yer alırlar. Ekstansör tendonlar ise parmakların yukarı kalkmasını sağlarlar ve elin üst yüzünde yer alırlar. Elimizde oluşan tendon yaralanmalarının mutlaka onarılması gerekir. Bu cerrahi müdahale, ideal olarak el cerrahları tarafından ameliyathane koşullarında yapılmalıdır. Onarım işlemi sonrası, vücut tarafından tendon yapısı tam olarak iyileştirilene kadar atel gibi bir dış tespit genellikle kullanılır. Bu süre zarfında uygulanacak fizyoterapi egzersizleri ile ameliyat sonrası görülebilecek en önemli sorunlardan biri olan yapışıklıklar önlenmeye çalışılmalıdır.

Damar Yaralanmaları: Tüm vücudumuzda olduğu gibi el ve parmaklarımızda da atardamarlar ve toplardamarlar olmak üzere iki temel damar yapısı bulunur. Atardamarlar, akciğerlerde temizlenmiş kanı dokulara götürürler. El yaralanmaları sonrası oluşan atardamar kesilerinin, çoğunlukla mikrocerrahi yöntemlerle onarılmaları gerekir. Onarımı yapılmayan yaralanmalar doku beslenmesinin bozulmasına ve doku ölümü ile uzuv kayıplarına neden olabilir. Mikrocerrahi, özel alet ve dikiş malzemeleri ile mikroskop altında yapılan cerrahi uygulamalarıdır. Her cerrah mikrocerrahi müdahalelerde bulunamaz. Özel olarak eğitim almış cerrahlar tarafından gerçekleştirilen bir girişimdir.  El Cerrahi kliniğinde, mikrocerrahi eğitimi almış el cerrahlarımız tarafından bu hizmet verilmektedir.

Sinir Yaralanmaları: El ve parmaklarımızın kompleks hareketlerinin ve duyusunun sağlanması sinir yapılarının sağlam olmasına bağlıdır. Yaralanmaya bağlı sinir kesileri, sinirin özelliklerine göre hareket ve/veya duyu kabiliyetinde kayba neden olur. Bu durum ciddi bir sakatlık nedenidir. Sinir kesilerin mutlaka cerrahi olarak onarılması gereklidir. Sinir onarılması özellikli bir işlemdir ve mikrocerrahi olarak gerçekleştirilir. Onarılan sinirlerin fonksiyonları hemen geri gelmez. Vücut tarafından sinirin yeniden yapılandırılması için belirli bir zaman gerekir.

El - Parmak Ampütasyonları: Özellikle iş kazaları nedeniyle el, parmak ve kolun değişik seviyelerden kopmaları ne yazık ki sıklıkla görülmektedir. En sık görülen parmak ucundan olan kopmalardır. Bu seviyeden olan yaralanmalarda kopan parça geriye takılabileceği gibi doku nakilleri ile de tedavi sağlanabilir. Daha ileri seviyelerden olan kopmalarda, parçanın geri takılması (replantasyon) öncelikli olarak düşünülmelidir. Kopan parçanın yerine takılabilmesinde; yaralanmanın şekli, yaralının başka hastalıklarının olup olmadığı, yaşı, yaralanma ile müdahale arasında geçen süre ve kopan parçanın saklanma koşulları önem arz eder. Ezilme veya çekilme ile oluşan kopmalarda yerine takılma şansı, kesilmeye bağlı olanlardan çok daha azdır. Yaralanma sonrası ilk 6 saat içerisinde uygulanan replantasyonlarda başarı şansı daha yüksektir. Kopmuş olan parça izotonik solüsyonla yıkanır, ıslak gazlı bezle sarılır ve su geçirmez bir torbaya konulur. Bu torba buz üzerine yerleştirilerek replantasyon merkezine yollanır. Kas dokusu kansızlığa en az dayanabilen dokudur ve bu yüzden amputasyon seviyesi ne kadar üst seviyedeyse, replantasyon öncesinde geçmesine izin verilebilecek süre de o kadar kısa olmalıdır.

Kopan uzuvların yerine takılması mikrocerrahi yöntemler kullanılarak, mikroskop eşliğinde yapılmaktadır. Ameliyat süresince kopan uzvun kemik onarımı, kiriş onarımı, atar damar ve toplar damar onarımı, sinir onarımı ve son olarak da cilt onarımı ayrı ayrı yapılmaktadır. Ameliyattan sonra el ve önkol 4-6 hafta süre ile alçı atelde kalır. Uzvun duyu alma niteliği replantasyon sonrası hemen geriye dönmez. Sinir iyileşmesi, yaralanmanın tipine ve hastanın yaşına bağlı değişiklikler gösterir.

Pediatrik Ortopedi

Gelişimsel Kalça Çıkığı: Kalça çıkığı ve yetersizliği yeni doğan ve çocukluk çağında görülen bir sorundur. Bazen tanın gecikmesi sonucu çocuklar topallayarak hekime gelirler. Çocuklarda kalça çıkığı; erken tanı ve uygun tedavi ile düzeltilebilir. Uygun tedaviden kasıt: Bu dönemde kalça kemiğini besleyen damarlarda zedelenmeye yol açmadan kalçanın nazik bir şekilde yuvasına yerleşmesini sağlamaktır. Tedavi sonrasında oluşacak bu sorun geç dönemde ciddi sakatlıklara yol açmaktadır. Bu tedavide zorla güzellik olmaz sözünü hatırlamalıdır. Bu hastaların tedavide geç kalmaları halinde bile tek taraflı çıkıklarda 10-11 yaşa kadar, iki taraflı çıkıklarda 6-7 yaşa kadar başarılı sonuç alınmaktadır.Ancak önceden geçirilmiş başarılı olmayan girişimler sonucu olumsuz etkiler.

Gelişimsel Kalça Displazisi (Yuva yetersizliği): Kalça çıkığında görülen topallamayı burada göremeyiz. Bu nedenle uzun süre fark edilmeyebilir. Çok kere dize yayılan ağrılarla karşımıza gelirler.Bu nedenle sinsi bir hastalıktır.Bazen bel fıtığı ile de karıştırılabilir. Bu yetersiz kalça eklemleri erken kireçlenmede önemli bir yer tutar. Bu hastaların erken dönemde fark edilmesi ve 30 -35 yaşından önce tedavi edilmesi, erken kireçlenmeyi önler. Bu tedavi kalça eklemi yetersizliğini düzelten kalça protezine olan ihtiyacı geciktiren bir yaklaşımdır.

Perthes Hastalığı : Kalça ekleminin beslenme bozukluğu sonrası 2-12 yaş arasında topallama ile ortaya çıkan bir hastalıktır. Çocuklarda 7 günden fazla süren ağrı ve ateş olmaksızın topallama Perthes hastalığını düşündürmelidir. Bu hastalık deprem gibi şiddet farklıyla karşımıza gelir. Bazen ameliyatsız tedaviyle iyileşebilirken bazen de ameliyata rağmen iyileşme istenildiği gibi olmayabilir. Dünyada henüz tedavisi ile ilgili yaklaşımlarda netlik olmayan bir hastalıktır. Ancak bu hastaların en az 2 yıl süren iyileşme döneminde düzenli takibi gerekir.

Pes Ekino Varus (Çarpık Ayak): Doğuştan çarpık ayak tek ya da çift taraflı olabilir. Bu ayakların bir kısmı hakiki çarpık ayak olmayıp basit masajlarla düzelebilir. Hakiki çarpık ayaklarda doğumdan hemen sonra anne ve bebeğin birincil sağlık sorunları çözümlenir çözümlenmez. 6-7 kez tekrarlayan haftalık alçılarla düzelme sağlanır. %90 hastada tenotomi dediğimiz küçük bir müdahale gerekir. (Ponseti Yöntemi) Tedavinin başarısı aile, çocuk ve hekim uyumuna bağlıdır.

Serebral Palsi: Beyinin oksijensiz kalması sonucu gelişen bir hastalıktır. Bu olay anne bebeğe hamile iken olabileceği gibi;doğum sırasında ve sonrasında gelişen çeşitli nedenlerle oraya çıkabilir. Hadise beyinde ilerleyici değildir. Ancak adelelerde gelişen istemsiz kasılmalar zamanla kemik ve eklemlerde şekil bozukluğuna yol açar. Bu da çocuğun temel ihtiyaçlarını karşılama zorluklarına yol açabilir. Tedavisinde Fizik Tedavi, Ortopedi işbirliği önemli yer tutar.

Pediatrik (Çocuk) Ortopedi ve Travmatolojisi
Çocuk ortopedi çocukların doğumundan erişkin yaş dediğimiz 18 yaşına kadar olan çeşitli sorunları ile uğraşan Ortopedinin temelini oluşturan bilim dalıdır. Bu sorunlar doğuştan olan şekil bozuklukları olduğu kadar sonradan gelişen sorunlarda olabilir. Pediatrik travma ise büyüyen gelişen çocukta farklı yaşlarda farklı şekillerde karşılaşılan bir durumdur. Çocuğun yetişkinin küçük modeli olmadığının en önemli kanıtıdır.

Spina Bifida (Myelomeningosel): Hamilelik döneminde tanısı konulabilecek bir hastalıktır. Omurilikte farklı seviyelerdeki tulum derecesine göre hastalar alt ekstremitede değişen derecede güç kaybı ve idrar büyük abdest sorunları ile doktora gelirler. Ortopedik yaklaşım omurilik ve omurga sorunlarının tedavisi yanında alt ekstremitelerdeki şekil bozukluğunun giderilmesi ve cihaza uyumu sağlamaktır. Kırık kolay oluşur. Kemik iltihabı ile karıştırılır. Bazen ayak altında zor iyileşen yaralar açılabilir. Bu sorunlarda uygun ortopedik tedavilerle giderilebilir.

Pes Planus (Düz tabanlık): Fizyolojik Pes planus: Düz tabanlık ya da taban çökmesi diye de bilinir. Yürümeye başlayan çocukta aileleri endişelendirir. Bu şekildeki çocuklarda takviye ve tabanlıklar işe yaramayacağı gibi çocuğun özgüvenini de sarsar. Doktorun ağrılı ve patolojik ayağı ayırt etmesi önemlidir. Ameliyat sınırlı sayıda hastaya gerekir.

Patolojik Pes planus: Beyin felci, kas ve sinir hastalıkları ya da doğumsal kemik anormallikleri ile birlikte görülür. Bu hastalarda sıklıkla ameliyat gereklidir.

Çocuklarda İçe ve Dışa Basma: Yürümeye başlayan çocuklarda görülür. Aileleri endişelendirir. Genellikle ailede benzer sorunlar geçmiş dönemde görülmüştür. Kalça, bacak ve ayak kaynaklıdır. Çocuklar W tipi oturma veya bağdaş kurma eğiliminde olabilir. Bu tip sorunlarının bir kısmı zamanla düzelir. Düzelmeyen sorunların bir kısmı ise ameliyatla düzeltilebilir. Bu çocukların spora yatkınlıkları 3- 6 yaş arasındaki muayene ile anlaşılabilir. 

Omuz Ekleminde Kireçlenme

Diz ve kalçadan sonra kireçlenme yani artroz görülebilen üçüncü büyük eklem omuz eklemidir. Omuz bölgesinde iki eklem bulunmakla birlikte, asıl omuz eklemi kol kemiği ile kürek kemiği arasındaki glenohumeral eklemdir. Bu eklem, bilye ve yuvası biçimindedir. Aynı zamanda vücudunuzun da en esnek eklemidir. Kol kemiğinin (humerus) bilye gibi olan yuvarlak başı, küçük bir yuvanın (glenoid) içine girer. Kaslar ve diğer yumuşak dokular da kemik başını yuvanın içinde tutar ve kolunuzu aşağı yukarı, yana, vücudunuzun karşı tarafına ya da sırtınıza uzatmanızı sağlar. Normalde kemik başı bilye gibi yuvasında rahatça kayarak hareket eder. Bunun nedeni, eklemi oluşturan kol kemiklerin yumuşak kıkırdakla korunuyor olması ve eklemin sinovyum denilen bir dokuyla kaplanmış olmasından kaynaklanır.

Ostreoartrit, eklemin aşınmasıyla meydana gelir. Kıkırdak çatlar, yüzeyi pürüzlü bir hal alır ve kemik yuvası da yıpranır. Eklemin kayganlığı bozulur, hareketleri kısıtlanır. Sonunda kemik açığa çıkar ve üzerinde çıkıntı (osteofit) denilen büyümeler meydana gelir. Koruyucu kıkırdak tabakasının bozulması, ağrı ve hareket kısıtlılığına yol açar. Hastalar omuz hareketleri sırasında bir sürtünme hissi tarif eder.
Omuz ekleminde kıkırdak hasarı romatoid artrit gibi romatizmal hastalıklara bağlı gelişebileceği gibi travma ya da kemikteki beslenme bozukluklarına (Avasküler nekroz) bağlı da gelişebilir.

Tedavi: Diğer eklem kireçlenmelerinde olduğu gibi omuz eklemindeki artroz hastalıklarında da ilk olarak uygulanan tedaviler; ağrı kesici ilaçlar, eklem içi enjeksiyonlar ve fizik tedavi metodlarıdır. Bu tedavi seçenekleri hastalığın evresine göre başarı şansı yakalar. Eklem artrozları büyük oranda ilerleyici hastalıklardır. Kırıkdak hasarının ilerlediği evrelerde tedavi eklem protezi uygulanmasıdır.
,
Eğer kol kemiğinin başı (humerus başı) veya yumuşak doku hasar görmüş ancak kürek kemiği kısmında bulunan glenoid sağlamsa, bazen sadece kemik başını değiştirmek yeterli olabilir. Humerus başı çıkarılır ve kol kemiği, takılacak sapı tutabilmesi için hazırlanır. Sap, kemiğe çimentoyla tutturulabilir. Bundan sonra metal baş, yeni sapa yerleştirilir. Bu yapı parsiyel (kısmi) eklem protezi olarak adlandırılır.

Hem kol kemiği başı hem de yuva yıpranmış ise, doktorunuz hem kemik başı yuvarlağını hem de yatağı değiştirme kararı verebilir. Önce, yıpranmış humerus başı çıkarılır ve kol kemiği takılacak sapı sağlam tutması için hazırlanır. Ardından yuva hazırlanır. Genellikle plastik çanak, çimentoyla yerine sabitlenir. En son olarak da, sap kol kemiğinin içine sokulur ve metal yuvarlak, yeni sapa sağlamca tutturulur. Bu da total eklem protezidir.

Ameliyat sonrası hastalar omuz eklem hareketlerini açıcı ve omuz çevresi kaslarını güçlendirici egzersiz programları ile desteklenmelidir. Protez ameliyatları uygun şekilde ve deneyimli cerrahlarca yapıldığında hastaların şikayetleri çok büyük oranda geçer. İyi bir takip ve fizyoterapi desteği ile hastalarımız ameliyat sonrası 1.5-2 aylık sürede eski aktivitelerine dönebilmektedirler.

Diz Ekleminde Kireçlenme

Diz Ekleminde Kireçlenme (Diz osteoartriti, gonartroz)Erişkin hastalarda en sık diz ağrısı nedenleri eklem kıkırdağını bozan hastalıklar (osteoartrit, kireçlenme), menisküs yaralanmaları, eklem içi bağlarda yırtıklar veya kopmalar (ön çapraz bağ veya yan bağ yırtıkları), eklem içi zarda iltihaplanma (sinovit), diz kapağı kemiğinin yana çıkmasıyla birlikte dizin anormal hareketleridir.

Diz ekleminin osteoartriti başka bir hastalığa bağlı olmadan yaşlanma süreci ile beraber görülebileceği gibi çeşitli romatizmal hastalıklar (romatoid artrit v.b), travma sonrasında eklem kıkırdağının bozulması (post travmatik artrit) ve eklemi oluşturan kemiklerde kemik içi hücrelerin çeşitli nedenlerle ölmesi neticesinde (osteonekroz) oluşabilir.

Osteoartritte Belirti ve Bulgular: Genellike ağrı yavaş yavaş başlar ve zamanla artarak devam eder. Bazen ani ağrı atakları da oluşabilir. Eklemde sertlik ve şişme görülebilir. Dizin bükülmesinde ve tam olarak açılmasında hastalar güçlük çeker. Eklem hareket açıklığı azalır. Uzun süre hareketsizlikten sonra Ağrı ve şişlik şikayetleri genellikle daha çok artar.

Yürüme, çömelme ve merdiven çıkma ağrıyı en çok artttıran hareketlerdir. Dizdeki ağrı genelde eklemde güçsüzlük ve içten gelen bir sızı şeklinde ifade edilir. Bazen dizde kilitlenme ve ağrıyla birlikte ses veya çıtırtı hissi alınabilir.

Eklem muayenesinde ağrının lokalizasyonu , eklem hareket açıklığının miktarı dikkate alınır. Radyolojik incelemelerde mümkünse basarak her iki dizin mukayeseli direkt röntgenleri tanı için yeterli olur. Gerekli görülürse kıkırdak kayıp miktarını tespit etmek, meniskus ve bağların durumu hakkında daha çok bilgi elde etmek içi diz MR incelemesi istenilebilir.

Tedavi: Erken evrelerdeki osteoartrit hastalarında yaşam tarzı değişiklikleri, egzersiz, yük dağılımını kolaylaştıran baston veya değnek kullanımı ve diğer yardımcı yöntemler kullanılabilir.

İlaç tedavisi olarak genel ağrı kesiciler (parasetamol v.b) ile steroid dışı anti enflamatuar ilaçlar (aspirin, ibuprufen, etodolak v.b) akut ağrı atakları olduğunda, sinovit varlığında veya hastanın cerrahi tedaviyi istemediği durumlarda geçici olarak ağrı konrtolu amaçlı kullanılırlar. Bu ilaçların uzun süreli kronik kullanımlarında karaciğer, böbrek ve mide hastalıklarına yol açtıkları kesin olarak bilinmektedir.

Eklem koruyucu ilaç dışı besin takviyeleri (glokozamin ve kondroitin) erken evre osteoartritte kıkırdak bazulmasını yavaşlatmak amacıyla verilebilir.

Eklem içi enjeksiyonlar daha çok orta düzeyli osteoartritlerde akut atağının olmadığı ve ağrının kısmen kontrol altında olduğu durumlarda kullanılırlar. Kliniğimizde hem diz içi sıvısı olan hyaluronik asitin hem de kişinin kendisinden alınan kanın yüksek devirle santrifüj edildikten sonra elde edilen trombositten zengin plazmanın (PIP), eklem içine verildiği enjeksiyonlar yapılmaktadır. Eklem içi streoid enjeksiyonları ise çok ilerlemiş evre ve tıbbi olarak ameliyat olamayacak hastalara önerilmektedir.

Alternatif Yardımcı Tedavi Metodları: Yardımcı tedavilerin başında klinimizde ağrı ve akupuntur konusunda özelleşmiş anestezi uzmanları tarafından yine erken ve orta evre hastalarda başarıyla uygulanmaktadır.

Cerrahi Tedavi Seçenekleri: Diz eklemindeki kireçlenmelerde, cerrahi tedavi seçenekleri artroskopik olarak bozulmuş olan kıkırdağın temzilenmesi ve eklem içindeki eklemi bozan sıvıların yıkanması, diz ekleminde uyluk ve kaval kemiği arasında bir dizilim bozukluğu varsa kemiklerin yeniden şekillendirilmesi, yarım veya tam diz protezi ameliyatları ile bozulmuş olan kıkırdağın miktarına göre kıkırdak tranferi şeklinde özetlenebilir. Yapılacak cerrahi tedavi metodu hastalığın evresine göre değişiklik gösterir.

Artroskopik Temizlik: Erken evre kireçlenme hastalarında, artroskopik olarak yapılan diz içersinin temizlenmesi ilemi, özellikle mekanik bir takılma hissi yaşıyan hastalarda faydalı olmaktadır.

Dizilim Bozukluğunu Gidermeye Yönelik Osteotomi Ameliyatları: Diz eklemi iç ve dışta kalan kısım olmak üzere iki ana bölgeden oluşur. Kireçlenme çok büyük oranda daha fazla yük binen iç kısımdan başlar. Zaman içersinde kıkırdaktaki aşınma, dizin iç bölümüne daha fazla yük binmesine neden olur ve hastalık bu şekilde hızla ilerler. Açılanmanın çok fazla olmadığı orta dönem kireçlenme hastalarında, kemiklerin yeniden şekillendirilmesi ile ağırlık merkezinin tekrar dizin orta kısmına gelmesi sağlanabilir. Böylece mevcut şikayetler azaltılır ve hastalığın ilerlemesi de yavaşlatılır.

Protez Cerrahisi: İleri dönem kireçlenme (osteoartrit) hastalarında, hastaların şikayetleri diğer tedavi seçenekleriyle kontrol altına alınamıyorsa protez cerrahisi düşünülmelidir. Genellikle bu hastalar, sürekli ağrı kesici ilaç almak zorunda kalan, günlük yaşam konforu diz ağrısı nedeniyle bozulmuş, yürüme ve günlük işlerini yapmakta zorluk çeken hastalardır.

Diz ekleminin sadece iç kısmının etkilendiği nispeten erken dönem hastalarda, yarım tip dediğimiz protezler (unikondiler) tercih edilebilir. Böylece tam eklem protezine göre daha küçük bir cerrahi ile hastaların şikayetleri giderilir ve tam eklem protezi uygulama zamanı daha ileri evrelere ötelenebilir.
Diz protezi ameliyatları eklem hareketine çok erken izin vermesi, hastanın ameliyattan bir gün sonra üzerine yük verip yürüyebilmesi ve rehabilitasyonun daha kolay olası nedeniyle hastalar ve cerrahlar tarafından daha çok tercih edilmektedir. Hem yarım hem tam diz protezleri kliniğimizde başarı ile uygulanmaktadır.

Total Eklem Protezi

Total Eklem ProteziKireçlenme, enfeksiyonlar, romatizmal hastalıklar, travma ya da doğuştan yapısal bozukluklar nedeniyle, eklemlerin kıkırdak yüzlerinde oluşan bozulmalar zamanla ilerleyerek ciddi ağrılara ve hareket kısıtlılığına neden olabilir. Bu durum hastaların yaşam kalitelerini azaltabilir ve kronik bir mutsuzluğa dönüşebilir.

İlaçlar, eklem içi enjeksiyonlar ve fizik tedavi yöntemleri ile ağrı kontrolünün sağlanamadığı ve hareket kısıtlılığının giderilemediği durumlarda, günlük yaşam aktiviteleri ileri derecede kısıtlanmış ve eklem kıkırdağında ileri harabiyet olan hastalarda total eklem portezi en uygun tedavi seçeneğidir. Total eklem protezi, bozuk eklem yüzeyinin yapay materyallerle değiştirilerek ekleme tekrar fonksiyon ile stabilite kazandırılmasını ve mevcut ağrıların ortadan kaldırılmasını amaçlamaktadır. Tüm dünyada olduğu gibi ülkemizde de son yıllarda total eklem protezi uygulamaları giderek artan oranlarda yapılmaktadır. En çok uygulan eklemler diz ve kalça protezleridir. Bununla beraber omuz, dirsek, el parmakları, ayak ve el bileği protezi uygulamaları yapılabilmektedir.

Total eklem protezleri genellikle iki eklem yüzü parçası ve bir adet ara materyalden oluşur. Buzulmuş olan eklem yüzleri çıkartılarak yerleştirilen metal kısımlar kemiğe sıkıştırılarak ya da kemik çimentosu ile tespit edilir.

İyi yapılmış bir protez uygulaması ile, hastalar açısından çok yüz güldürücü sonuçlar elde edilmektedir. Protez uygulaması öncesi hastaların detaylı olarak bilgilendirilmesi, ameliyatın başarısı açısından çok önemlidir. Eğer protez amaliyatı olmanız gerekiyorsa, uygulanacak metodu, öncesinde ve sonrasında yapmanız gerekenleri mutlaka doktorunuza sorarak öğreniniz.

Total eklem protezi uygulamasına ait riskler: Derin ven trombozu: Bacağınızdaki kan akımının yavaşlamasına bağlı olarak toplar damarlarınızda pıhtı oluşmasıdır. Önlemek için cerrahiden sonra kanı sulandıracak ilaçlarla koruyucu tedavi uygulanır. Bu tedavi, gerektiğinde 20 güne kadar uzatılabilir. Ameliyat sonrasında erken dönemde egzersizlere başlamak ve hareketsiz kalmaktan kaçınmak, tromboz riskni azaltacaktır.

Enfeksiyon: Protezin iltihaplanması % 0.1 ile %2 arasında görülebilir. Vücudun başka bir yerinde (ör. İdrar yolunda, dişlerde) enfeksiyon olması, şeker hastalığı ve başka kronik hastalıkların varlığı bu riski artırabilir. Ameliyat öncesinde vücudun başka bir yerinde olabilecek enfeksiyonların tedavisi gereklidir. Bu nedenle kan ve idrar testleri, diş muayenesi, kulak burun ve boğaz ile jinekolojik açıdan enfeksiyon araştırmaları ameliyat öncesinde mutlaka yapılmalıdır. Enfeksiyon riskinin azaltılması için ameliyat sırasında koruyucu antibiyotik tedavisi yapılır. Cerrahi sırasında uzay başlıkları gibi özel giysilerin kullanımı da riski azaltan bir diğer yöntemdir. Enfeksiyon açısından en önemli risklerden biri de ameliyathane ve hastane koşullarıdır. Laminer akım veya hepafiltre gibi modern hava akımı ve temizlik koşullarına sahip olmayan ameliyathanelerde yapılacak protez uygulamaları enfeksiyon riskini ciddi olarak arttırabilir. Bu nedenle ameliyat olacağınız hastane ve ameliyathane koşullarını mutlaka araştırınız.
Protez ameliyatından sonraki ilk iki yıl içinde diş veya idrar yolları ile ilgili bir cerrahi işlem geçirecekseniz, mutlaka öncesinde antibiyotik kullanmanız gerekir. Enfeksiyon gelişmesi durumunda, tekrarlayan cerrahiler, protezin çıkartılıp antibiyotik tedavisi ve belirli bir süre sonra tekrar yerleştirilmesi gibi işlemler gerekli olabilir.
 
Gevşeme: Geveşme ameliyat sonrası erken ve ya geç dönemde görülebilir. Erken dönem gevşemeler genellikle protezin hatalı uygulanmasına ya da enfeksiyona bağlı olmaktadır. Geç dönem olarak adlandırılan ve ameliyat sonrası on seneden sonra olan gevşemeler ise aşınma ile olmaktadır. Total protezini oluşturan parçalar, hareket sırasında ortaya çıkan sürtünmeye bağlı olarak zaman içinde aşınır. Aşınma ile ortaya çıkan ve gözle görülmeyecek kadar küçük metal ve plastik parçalarına karşı vücudun cevabı sonucu, protezinin parçaları tutunduğu kemikten ayrılıp gevşeyebilir. Günümüz modern üretim teknolojileri ve kullanılan protez materyallerdeki gelişmeler ile bu süre yirmili yıllara kadar çıkmıştır.
Protez ameliyatlarında ya da sonra oluşabilecek diğer nadir komplikasyonlar; damar veya sinir yaralanmaları, protezin bazı parçalarının yerinden çıkması, protezin çevresindeki kemikte ya da protezin kendisinde kırık oluşumu olarak sıralanabilir.

Ameliyat sonrası: Gerek kalça gerekse diz protezi ameliyatları genel anestezi Ya da bölgesel anestezi (Spinal ve/veya epidural) kullanılarak yapılabilir. Bu seçim hasta ve doktorunun ortaklaşa kararına bağlıdır. Genellikle protez ameliyatı sonrası ilk 48 saat içinde hasta ayağa kaldırılarak yürütülmeye başlanır. Yük verme süresi kalça protezlerinde görülen bağzı özel durumlarda 3 ila 6 hafta kadar uzayabilir. Hastanede kalış süresi 3-6 gün arasındadır.

Kalça protezlerinden sonra bir bacağın diğerini çaprazlayacağı bacak bacak üstüne atma Ya da alaturka tuvalet gibi alçak yerlere oturma hareketleri tercih edilmemelidir.

Modern protezlerinin çoğu MR uyumlu metallerden imal edilmektedir. Bu nedenle ameliyat sahası dıışındaki bölgelere MR çekilmesinde bir sorun yaşanmaz. Metal dedektörlerinden geçerken oluşabilecek sinyallere karşı da ameliyat olduğunuzu ve kullanılan protezi açıklayan bir belge almanız uygun olacaktır.

Spor ve Spor Yaralanmaları

Spor nedir ? kısaca, harekettir. Belli bir düzen içinde yapılan, vücudun kas, eklem gibi hareketi sağlayan yapılarını çalıştıran aktivitelerin tümüdür.

Spor sırasında en çok çalışan ve en çok yaralanan organlarımız :En fazla kas, tendon, eklem kapsülü ve kıkırdak gibi yumuşak dokular yük altında kalır ve yaralanırlar. Bunların yanı sıra; ağır travmalar sırasında kemikler ve iç organ yaralanmaları da görülmektedir. Vücudumuzda; 639 adet kas vardır ve bunlar yaklaşık olarak vücut ağırlığının % 40'nı oluşturmaktadır. Kemikler ise; doğumda 300 kadarken, yetişkinlikte 206 adettir ( bazıları zamanla kaynamıştır ).

Spor yaralanmaları neden olur ve tehlikeli sporlar hangileridir?Yaralanma nedenlerini 2'ye ayırabiliriz : 1) Kişisel nedenler 2) Çevresel nedenler. Kişisel nedenler arasında; "kas ve kemik yapısının zayıf olması, vücut anatomisinde bozukluk, geçirilmiş yaralanma ve ameliyatlar, vücutta var olan kronik hastalıklar ve enfeksiyon, psikolojik sorunlar, spor şekliyle uyumlu olmayan yaş ve cinsiyet, yapılacak spor konusunda yeterli bilgi sahibi olmamak" sayılabilir. Çevresel nedenlerse; "spor ve antreman tekniğinin uygun olmayışı, kullanılan ve giyilen malzemenin kötü olması, kurallara uyulmaması, elverişli zemin ve hava koşullarının olmamasıdır".

En çok yaralanmaya yol açan sporlar; futbol, Amerikan futbolu, basketbol, güreş gibi takım ve temas sporlarıdır. Bunlara; ülkemizde yaygın olmayan, otomobil ve motosiklet yarışlarını, yüksek hızda yapılan kayak sporlarını ekleyebiliriz.

Spora başlamadan önce ve sonra nelere dikkat edilmelidir?Öncelikle, bir sağlık taramasından geçmek gerekir. Daha sonra da, düzenli sağlık kontrolleri gereklidir. Spora başlamadan önce mutlaka 15-20 dakika süreyle ısınma ve germe egzersizleri yapılmalıdır. Yapılacak spor dalı ile ilgili bilgi sahibi olunmalı ve ona uygun, giysi, ayakkabı ve malzeme kullanılmalıdır. Aşırı yorgunluk, çarpıntı, baş dönmesi, ağız kuruluğu gibi bulgular ortaya çıkarsa, harekete son verilmelidir. Sportif aktivite bitince 10-15 dakika süreyle soğuma egzersizleri yapılmalıdır.

Her yaşta spor yapmak mümkünmüdür? her yaşta spor yapmak mümkündür ve gereklidir. 19. Yüzyılda insanların günlük fiziksel aktiviteleri % 92 oranındayken, günümüzün gelişmiş toplumlarında % 30'un altına düşmüştür. Bu durum; şişmanlık, kalp-damar hastalıkları, kemik erimesi, psikolojik sorunlar gibi birçok probleme yol açmaktadır. Okul öncesi yaş gurubunda (0-6 yaş), sağlıklı bir çocuk zaten hareketlidir. 6 yaştan itibaren çocuğun evde, okulda saatlerce bilgisayar ve televizyon karşısında zaman geçirmesinin önüne geçilmelidir. Fast-food denilen; hamburger, tost türü gıdaları tüketmemeli, kola ve gazlı içecekler içmesi engellenmelidir. Süt içmeleri teşvik edilmelidir. Yapılan çalışmalar, çocuklukta aşırı kilolu olanların, % 80'e varan oranda, yetişkinlikte de aşırı kilolu olduğunu göstermektedir.

Çocuklarda fiziksel aktivite (spor) yararlımıdır ve nasıl olmalıdır?Evet yararlıdır. Öncelikle, daha sağlıklı ve zinde olacaklardır, büyümeleri, gelişmeleri olumlu yönde etkilenecektir. Vücut hareketlerini daha iyi kontrol edip, doğal yeteneklerini geliştirme şansları olacaktır. Gerginlik, huzursuzluk, saldırganlık ve depresyon gibi sorunlarla daha kolay başa çıkabileceklerdir. Kendilerine güvenen, çevreleri ile sağlıklı iletişim kurabilen çocuklar ortaya çıkacaktır.

Yapılacak spor; çocuğa zarar vermemeli ve yaş gurubuna uygun olmalıdır. Kemik ve kas gelişimi sürerken yapılacak aşırı yüklemeler, zedelenmelere, kırıklara kızlarda adet bozukluklarına yol açabilir. 5-7 yaş arası; koşma, tırmanma, yüzme, dans- folklor gibi bireysel aktiviteler öne çıkarılırken, yaş ilerledikçe, daha fazla güç ve enerji gerektiren aktivitelere, kademeli olarak geçilmelidir. Unutulmaması gereken şey; çocuğun yaptığı spor dalını benimseyip, sevmesi ve sporu amatörce uygulayıp aşırı yüklenmelerden kaçınmasıdır.

Yaşla birlikte organizmada ne gibi değişiklikler olur ve ne tür sporların yapılması daha uygundur?
Günümüzde artık; 40-65 yaş arasını orta yaş, 65-75 yaş arasını emeklilik dönemi, 75-85 yaş arasını ileri yaşlılık ve 85 yaş üstünü de çok ileri yaşlılık dönemi olarak niteliyoruz. Yaşla birlikte: 1) Beyin ve sinir hücrelerinde artan kayıplar; denge, koordinasyon bozulmalarına, hareketlerde yavaşlamaya yol açmaktadır. 2) Görme ve işitme duyularında olan kayıplar, anlık tepkileri geciktirmektedir. 3) Kas ve kemik kitlesinde oluşan kayıp, yumuşak dokularda esneklik azalması; kolay yaralanma ve zorlu hareketleri yapamama sonucunu doğurmaktadır. 4) Kalp-dolaşım ve solunum sistemlerindeki kapasite azalması, güçsüzlük ve çabuk yorulmayı beraberinde getirmektedir. Bütün bunlara bakarak; orta yaş gurubunun, tenis, yüzme, koşma, bisiklete binme gibi aktiviteleri kolayca yapabileceğini, emekli ve ileri yaş gurubunda ise; yüzme ve yürümenin en iyi sporlar olduğunu söyleyebiliriz.

Yürüme ve koşma hakkında neler denebilir?
Yürüme her yaşın sporu olup, bir insan hayatı boyunca yaklaşık 200.000 km yani Dünya çevresinin 5 katı yürümektedir. Yürürken en önemli noktalar; uygun süre, uygun zemin, uygun giysi ve ayakkabılardır. Orta yaşın ilk yarısında; haftada 5 gün 1'er saatlik (yaklaşık 5 km) yürüyüş yeterliyken, daha ileri yaşlarda haftada 3-4 gün, 30-45 dakikalık yürüyüşler uygun olacaktır. Yürünen zemin; mümkünse sert olmamalı, esnek ve düz olmalıdır. Mevsime uygun spor giysileri, tabanı darbeleri emen ve ayağı iyi kavrayan kaliteli spor ayakkabılar tamamlamalıdır. Spor ayakkabılar; her 500-600 km'de bir değiştirilmelidir. Koşarken; 7-8 km'lik bir hızı, yani hafif bir tempoyu tercih etmek, hızı ve mesafeyi her hafta % 10 oranında artırmak uygun olacaktır.

Spor yaralanması olursa acil yaklaşım nasıl olmalı, kesin tanı ne şekilde konulmalıdır?Spora derhal son verilmeli ve sporcu oyun alanının dışına taşınmalıdır. İncinen bölgeye soğuk (buz) uygulanmalıdır, uygulama çıplak cilt üzerinden yapılmamalı, her 20-30 dakikalık uygulamadan sonra 1.5-2 saat ara verilmelidir. Şişliğin önüne geçmek için elastik bandajla kompresyon uygulanmalı ve kol-bacak kalp seviyesine yükseltilmelidir ( Video : buz uygulama ). Daha sonra, spor yaralanmaları konusunda uzman bir doktor dikkatli bir muayene ile yaralanmanın derecesini belirlemelidir. Kesin tanı, hastanede görüntüleme araçları yardımıyla konur. Kemikler ve eklemlerdeki kırık-çıkıkların tanısı için direk grafiler (x-ray) ve bilgisayarlı tomografiden (BT), yumuşak doku hasarları tanısı için; ultrasonografi (USG) ve manyetik rezonans görüntüleme (MRG) yöntemlerinden yararlanılır.

Tedavi nasıl yapılır?Hafif düzeydeki yaralanmalarda; istirahat, bandaj ve atel uygulamaları, steroid olmayan ağrı kesici ve ödem çözücü ilaçlar (NSAİİ), bölgesel kortizon enjeksiyonları ve fizik tedavi uygulamaları ön plandadır. Son günlerde çok popüler olan ve profesyonel sporcuların tedavisinde de kullanılan, trombositten zengin plazma enjeksiyonları da, doku iyileşmesinde etkili olmaktadır. Yaralanma ağır, hasar fazlaysa; cerrahi yaklaşım gerekir. Cerrahi uygulamalar; açık ve kapalı (artroskopik) girişimlerden oluşur. Kapalı ( artroskopik) yöntemlerle; eklem içi yapıları ekranda net bir şekilde görüntüleyip, müdahale etmek mümkündür. Hastaya verilen zarar daha azdır ve iyileşme süresi de daha hızlıdır.
 

Formunuz Gönderiliyor

Lütfen Bekleyiniz...