Kardiyoloji

Kardiyoloji, kalp ve dolaşım sistemi hastalıklarını inceleyen bilim dalıdır.Kardiyoloji önceleri iç hastalıklarının (dahiliye) bir alt dalı iken günümüzde ayrı bir anabilim dalı olarak çalışmaktadır. Yapılan araştırmalar ile biriken bilgi birikimi ve gelişen yeni teknolojiler, diğer araştırmalı ve/veya uygulamalı bilim dallarında olduğu gibi, kardiyoloji alanında da büyük gelişmeler olmasını ve alt bilim dallarının ortaya çıkmasını sağlamıştır. Kardiyoloji son 30-40 yıl içerisinde tahminlerin ötesinde bir gelişme kaydetmiştir ve bu gelişmeler artarak devam etmektedir. Bu gelişmelerle birlikte, kardiyoloji içerisinde oluşmuş kimi alt dallar şunlardır:

Girişimsel kardiyoloji, Kalp elektrofizyolojisi Tabii, alt dalların ortaya çıkması ve bunların üzerinde özelleşen doktorların ve araştırmacıların çalışması da yeni tanı ve tedavi yöntemlerinin geliştirilmesine imkân sağlamaktadır.Kardiyoloji biliminin tanı ve sağaltımını (tedavi) sağlamak için çalıştığı hastalıklar arasında, günümüzün en önemli sağlık sorunları arasında yer alan bazı hastalıklar bulunmaktadır. Bu hastalıkların birkaçı şöyle sıralanabilir: Hipertansiyon, Aterosklerotik kalp hastalıkları (koroner arter hastalığı gibi), Kalp ritmi bozuklukları (aritmiler), Doğuştan kalp hastalıkları. Nefroloji, endokrinoloji gibi dalların da ilgi alanına giren yüksek tansiyon, çeşitli hastalıklara bağlı olarak gelişen kalp yetmezliği, doğuştan ya da çeşitli hastalıklara bağlı olarak gelişen kalp kapak hastalıkları ve benzeri pek çok hastalık da kardiyolojinin tanı ve sağaltımı için uğraştığı hastalıklardandır.

Kardiyolijinin kullandığı tanı araçlarından bazıları şunlardır: Ekokardiyografi, Elektrokardiyografi (EKG) ve ilgili tanı yöntemleri: Kalp stres testi ("efor testi" ya da "eforlu EKG" olarak da bilinir), Taşınabilir EKG aygıtı ("Holter monitörü" olarak da bilinir), Kandaki kalp enzimlerinin düzeyleri, Koroner anjiyografi.

Kardiyolojide, yataklı tedavi verdiği hastaları genel servis ve Koroner yoğun Bakım ünitelerinde(KYBÜ) yatırarak tedavi etmektedir. KYBÜ'ler genel durumu ağır açil müdahale gerekebileçek hayati tehlikesi söz konusu olan(Kalp Krizi geçirenler gibi) hastaların takipedildiği birimlerdir. KYBÜ kabul edilen hastaların Kalp Ritimleri, Tansiyonları, Nabız sayıları, Kan oksijen miktarları tüm hastaların bağlı olduğu merkezi bir monitörle takipedilmekte olup bu monitörler tesitedilen değerlerde bir anormallik olduğunda görevli personeli alarm vererek uyarmaktadır. Genel durumu düzelen hayati tehlikesi ortadan kalkan hastalarda tetkik ve tedavisine devam etmek üzere genel servislere alınarak takip edilmektedir. Günümüzde artan ihtiyaçlar doğrultusunda Kalp Damar Hastalıkları alanında profesyonelleşmiş hastaneler kurulmaktadır.
Kalp ve Damar Hastalıklarında Tanı Yöntemleri
1.Elektrokardiyografi (EKG) : EKG başta koroner arter hastalığı olmak üzere tüm kalp hastalıklarının tanısında kullanılan çok basit bir tetkiktir. Kalbin elektriksel aktivitesinin yazdırılmasıdır.
2.Efor testi: Kalp damar tıkanıklığı ( koroner arter hastalığı ) şüphesi olan hastaların yürüme bandında belirli hız ve eğimde yürütülmesi ile yapılan teste efor testi denir. Test sırasında gelişen EKG, kan basıncı değişiklikleri ve hastaların şikayetleri değerlendirilerek hastalık olup olmadığına karar verilir.
3.Renkli Doppler Ekokardiografi , TEE ve Stress EKO: Ultrason olarak adlandırılan ses dalgası yöntemi ile kalp boşluklarını ve kapaklarını, duvar hareketlerini değerlendirmeye yarayan bir yöntemdir. Röntgen ışını kullanılmadığı için radyasyon maruziyeti yoktur. Özel durumlarda daha ayrıntılı değerlendirme amacı ile endoskopik yöntemle  ( transözofageal ekokardiyografi : TEE ) yemek borusundan da görüntü alınabilmektedir. Bazı durumlarda uygulanan stress ekokardiyografi uygulaması ise ( özellikle kalp krizi sonrası canlı kalp kası dokusunu belirlemek için ) tanı ve tedaviyi yönlendirmede çok değerli bir tetkikdir.
4. EKG ve tansiyon holteri: EKG holter, 24 saat boyunca, hastanın günlük aktivitesi sırasında kalp atışlarını kaydetmeye yarayan, bu sayede özellikle geçici ( paroksismal ) ritm bozukluklarının tanısında yararı olan bir testtir. Benzer şekilde Tansiyon holteri ile de hastanın 24 saat boyunca, belli aralıklarla hastanın kan basıncı değerleri ölçülerek hipertansif hastalar değerlendirilmektedir. İki cihaz da hastanede takıldıktan sonra hastalar evlerine-işine gitmekte, 24 saat sonra cihazlar çıkarılarak yapılan kayıtlar bilgisayar ortamında hekimler tarafından analiz edilmektedir.
5.Koroner anjiyografi ve kalp kateterizasyonu: Kalp kateterizasyonu ve anjiyografi  kalp ve koroner damarlar için özel olarak tasarlanmış kılavuz teller ve kateterler yardımı ile kalbin kendini besleyen damarları olan koroner arterlerin ve kalp içi boşluklarının görüntülenmesi işlemidir. İşlem genellikle kasık yolundan, lokal anestezi altında, hastayı bayıltmadan yapılmaktadır. Periferik arter veya aort hastalığı gibi hallerde koldan veya bilekten de yapılabilir. İşlem sırasında görüntü elde etmek için boyar madde verilir ve röntgen ışınları kullanılarak filmler çekilir. Böylece damar boşluğu görüntülenerek damar tıkanıklığının yeri ve ciddiyeti belirlenir ve bu sonuca göre hasta için en uygun tedavi belirlenir. Diğer yandan basınç kayıtları ve kalp boşluklarının görüntülenmesi sayesinde kapak hastalıklarının ciddiyeti belirlenebilir ya da doğumsal kalp anormalliklerinin tanısı konulabilir. İşlem sonrasında bütün hastalar bir süre kanama kontrolu için takip edilmekte, sorunsuz seyreden hastalar hekimlerin kararı ile, raporlarını daha sonra almak üzere aynı gün taburcu edilebilmektedir.
6.Elektrofizyolojik çalışma: Ritm bozukluklarının tanı ve tedavisi için kullanılan girişimsel yöntemleri kapsamaktadır. İşlem anjiyografidekine benzer şekilde lokal anestezi altında ve kasık yoluyla yapılır. Toplar damarlar yolu ile kalp boşluklarına ilerletilen özel kateterler ile kalp içinden EKG kaydı alınarak kalbin elektriksel aktivitesi değerlendirilmektedir. Bu sayede eğer varsa, ritm bozukluğuna yol açan odaklar veya gizli-aksesuar yollar saptanmakta, bazen EKG ile kesin ayrımı yapılamayan ritm bozukluklarının kesin tanısı konulabilmektedir.
Kalp ve Damar Hastalıklarında Uygulanan Tedaviler

1.Koroner anjiyoplasti ( balon ) ve Stent ( çelik kafes ) uygulamaları: Koroner anjiyografi sonucuna göre ciddi darlığı olan hastalara kardiyoloji ve kalp-damar cerrahı hekimler arasında yapılan konseyde koroner darlıkların sayısına, yerine, önemine ve hastanın klinik değerlendirmesine bakarak tıbbi tedavi, perkutan koroner girişim (PKG) veya by-pass cerrahisi (CABG) kararı verilebilir. Perkutan koroner girişimler Kardiyoloji tarafından gerçekleştirilir ve bu uygulamaların tümüne cerrahi gerekmediği ve ufak bir cilt kesisi yolu ile yapıldığı için perkutan girişimler denilmektedir. Bu işlemler koroner anjiyoplasti ve stent uygulamalarıdır. İşlemler temel olarak anjiografiye benzer, tek farkı bu kez aynı yöntem ve malzemelerin tedavi için kullanılmasıdır. Yine lokal anestezi ile genellikle kasık yolundan hastayı bayıltmadan yapılırlar. Tıkalı veya daralmış koroner damarların balon şişirme yöntemi ile açılmasına Anjiyoplasti, balonla yeterli açıklığın sağlanamadığı hallerde veya tekrar daralmanın önlenmesi amacıyla darlık bölgesine çelik kafes yerleştirilmesine ‘koroner stent' uygulanması denilir. Hastalar işlem sonrası kanama kontrolu ve akut komplikasyonlar açısından en az 1 gün süre ile yatırılarak takip edilir ve hekimin kararı doğrultusunda tedavileri düzenlenerek taburcu eidlir. Anjiyoplasti veya stent uygulanan hastalarda açılan damarda tekrar pıhtı oluşumunu veya tekrar daralmayı engellemek için belli sürelerle kan sulandırıcı ( antitrombotik, antiagregan ) ilaçlar kullanılmaktadır. İşlem başarısı kadar sonrasında gelişebilecek bu tür komplikasyonların önlenmesi için bu ilaçlar mutlaka doktorunuzun önerdiği biçimde düzenli olarak kullanılmalıdır.
2.Balon valvuloplasti: Kateterizasyonda kalp kapaklarında darlık tespit edilen hastalara, yine kardiyoloji-kalp damar cerrahisi konseyinde tartışılarak tıbbi tedavi, balon valvüloplasti ya da cerrahi ( kapak tamiri veya değişimi-replasmanı ) kararı verilebilir. Bu kararda hastanın kliniği, kapak hastalığının şiddeti, eşlik eden başka kapak hastalığı veya koroner arter hastalığının varlığı ve kapak yapısının uygunluğu önem taşımaktadır. Balon ile açılmaya uygun görülen kapak darlıklarında, kateterizasyonda olduğu gibi kasık yolu ile lokal anestezi altında; daralmış kapağın özel tasarlanmış kapak balonunun şişirilmesi ile açılmasına perkutan balon valvüloplasti denilmektedir.
3.Kalp pili uygulamaları: Kalp ritminde aşırı yavaşlama ve buna bağlı şikayetleri-bulguları olan hastalarda kalp hızını olağan hızda sürdürmek veya bazı ‘özel‘ hallerde ani kalp ölümü riskinin azaltılması amacıyla ölümcül kalp ritm bozukluklarını geri çevirmek amacı ile kalıcı kalp pili ( pacemaker ) veya kalıcı otomatik kalp şok cihazı ( yerleştirilebilir kardiyoverter-defibrilatör: ICD )  uygulamaları yapılmaktadır. Bu girişimler de kateterizasyon-anjiyografi laboratuarında steril ameliyathane şartları sağlanarak, fakat yine hastayı bayıltmadan, lokal anestezi altında yapılmaktadır. Günümüzde bir avuç içinin yarısına kadar küçük boyutlarda olan kalp pili cihazları göğüs kafesinin üst bölümünde deri altına yerleştirilmekte ve özel kabloların damar yolu ile kalbe bağlantısı sağlanmaktadır. Kalp pili – ICD uygulanan hastaların pil cihazları dışarıdan programlanabilmektedir ve gerektiğinde programlama aygıtları ile düzenlemeler yapılmaktadır. Bu nedenle hastaların işlem sonrası doktorunun belirttiği aralıklarla pil kontrollerine gelmeleri çok önemlidir.
4.Ablasyon: Kalpte ritm bozukluğu olan seçilmiş hastalarda elektrofizyolojik çalışma yapılarak ritm bozukluğuna yol açan odak veya gizli iletim yolları saptanabilir. Bu odakları veya gizli iletim yollarınının radyo-frekans dalgaları yayan özel kateterler ile yakılarak yok edilmesi işlemine Ablasyon denilmektedir.
Ayrıca gerekli (endike) olan durumlarda: Familyal hiperkolestrolemi hastaları için İç Hastalıkları Hematoloji Bilim Dalı aferez ünitesi ile işbirliği içinde yürütülen “Cascade LDL-Lipid aferez” tedavi olanağı ile,Son dönem kalp yetmezliği hastaları için Kalp Damar Cerrahisi Anabilim Dalı ile işbirliği içinde yürütülen “Kalp Transplantasyonu (kalp nakli)” tedavi olanağı hastalarımıza sunulmaktadır.

Kalp ve Damar Hastalıkları Hakkında Genel Bilgiler

Tüm dünyada olduğu gibi ülkemizde de kalp-damar hastalıklarına bağlı ölümler, tüm ölüm nedenlerinin başında gelmektedir. Bu nedenle kalp-damar hastalıklarının tedavisi kadar, engellenmesi yani ‘korunma' büyük önem taşır. Kardiyoloji; kalp ve damar hastalıklarının tanı ve tedavisi ile ilgilenen tıbbi uzmanlık dalıdır. Koroner arter hastalığı ( kalp krizi ve kalp spazmı ),aort ve periferik arter hastalığı ( aort ve diğer damar hastalıkları ), doğumsal kalp hastalıkları ( kalp delikleri ve damar anormallikleri ), kalp kapak hastalıkları ( doğumsal ve romatizmal kapak hastalıkaları ), aritmiler ( kalp ritm bozuklukları ), kalp yetmezliği, hipertansiyon, diyabet, hiperlipidemi gibi kalp hastalığına zemin hazırlayan damar hastalıkları kardiyoloji uzmanlığının uğraş alanına girmektedir. Kardiyoloji bölümünde gerçekleştirilen EKG, EKO,TEE,STRESS EKO, EFOR, HOLTER gibi girişimsel olmayan ve ANJİYOGRAFİ, ANJİOPLASTİ - STENT, BALON VALVÜLOPLASTİ ile ELEKTROFİZYOLOJİ gibi girişimsel olan yöntemlerle bu hastalıkların tanıları, tedavisi ve takibi yapılmaktadır. Girişimsel yolla tedavisi uygun olmayan ve cerrahi gerektiren hastalar ise ortak konsey toplantılarında görüşülerek alınan kararlara göre KALP_DAMAR CERRAHİSİ bölümünce tedavi edilmektedirler

Hipertansiyon (Yüksek Tansiyon)

Hipertansiyon ya da tansiyon yüksekliği nedir? Tansiyon ya da kan basıncı, kalbin kanı pompalarken damar duvarında oluşturduğu basınçtır ve mm civa (Hg) olarak ifade edilir. Bu basıncın istenilen değerlerin üzerinde olması durumu ise hipertansiyon olarak tanımlanır. Kan basıncı sistolik (halk arasında büyük tansiyon) ya da kalbin kanı pompalarken oluşturduğu basınç ve diyastolik (halk arasında küçük tansiyon) ya da kalbin kan pompalamaya ara verdiği dönemdeki basınç olarak iki farklı değerden oluşur. Normal kan basıncı değerleri sırasıyla sistolik için en çok 120 mmHg, diyastolik için ise en çok 80 mmHg olmalıdır, bu değerler normal kan basıncı değerleridir.
Hipertansiyon sık görülen bir hastalık mıdır?Evet, Türkiye'de 28 yaşın üzerindeki erişkin erkeklerin %49'unda, erişkin kadınların %56'sında kan basıncı yüksekliği vardır. Bir başka deyişle ülkemizde yaklaşık 16.3 milyon insanın hipertansiyonlu olduğu söylenebilir. Bu nedenle toplumun her yaş grubundan bireyler yılda en az bir kez tansiyonlarını kontrol ettirmelidir.
Hipertansiyonun ne gibi zararları vardır?Hipertansiyon beyin kanaması ve felç, kalp yetersizliği ve kalp krizi, böbrek yetersizliği, görme kaybı gibi hastalıklara neden olabilir. Kan basıncı değerleri normal sınırlarda tutulan hipertansiyon hastalarında bu hastalıkların oluşması önlenebilir.
Hipertansiyon tedavi edilebilir mi? Evet edilebilir. Ancak hipertansiyon tedavisi ömür boyudur, tedavide kullanılan ilaçlarla kan basıncı normal sınırlara düşer, ancak tedavi kesilirse kan basıncı yine eski değerlerine ulaşacaktır. Bu nedenle tedaviye ara verilmemeli, en az yılda bir kez doktora kontrole gidilmelidir.Bazı özel durumlarda hipertansiyon bir böbrek hastalığına veya hormon artışına bağlı olabilir. Bu durumlarda böbrek hastalığının veya hormonal bozukluğun tedavisi ile kan basıncı düzelebilir veya daha az sayıda ilaçla daha rahat kontrol edilebilir hale gelebilir.
Hipertansiyonun ne gibi zararları vardır?Hipertansiyon beyin kanaması ve felç, kalp yetersizliği ve kalp krizi, böbrek yetersizliği, görme kaybı gibi hastalıklara neden olabilir. Kan basıncı değerleri normal sınırlarda tutulan hipertansiyon hastalarında bu hastalıkların oluşması önlenebilir.
Hipertansiyon tedavi edilebilir mi? Evet edilebilir. Ancak hipertansiyon tedavisi ömür boyudur, tedavide kullanılan ilaçlarla kan basıncı normal sınırlara düşer, ancak tedavi kesilirse kan basıncı yine eski değerlerine ulaşacaktır. Bu nedenle tedaviye ara verilmemeli, en az yılda bir kez doktora kontrole gidilmelidir. Bazı özel durumlarda hipertansiyon bir böbrek hastalığına veya hormon artışına bağlı olabilir. Bu durumlarda böbrek hastalığının veya hormonal bozukluğun tedavisi ile kan basıncı düzelebilir veya daha az sayıda ilaçla daha rahat kontrol edilebilir hale gelebilir.
Hipertansiyonda kullanılan ilaçlar alışkanlık yapar mı? Hayır yapmaz; damar elastikiyeti nedeniyle kan basıncı kontrolü için alınan ilaç sayısı ya da dozu az gelebilir, bu durumda yeni ilaç eklenmesi veya kullanılan ilacın dozunun arttırılması gerekebilir.Bir yakınımda hipertansiyon var, benim kullandığım ilacı ona da verebilir miyim? Hayır, kesinlikle böyle bir davranışta bulunmayınız, bulunanları da uyarınız. Sizin için uygun olan bir ilaç bir başkası için zararlı olabilir, bu nedenle yakınınızın bir doktora başvurmasını öneriniz. 
Kan basıncımı kendim ölçebilir miyim? Evet ölçebilirsiniz; ancak kan basıncının nasıl ölçüleceği konusunda yeterli bilgiyi bir doktor veya eğitim programından öğrenmeye çalışınız. Bilek ve koldan kan basıncı ölçen elektronik aletler de kullanılabilir; ancak bu aletlerin güvenilirliğini anlamak amacı ile civalı bir tansiyon aleti ile alınan değerlerle karşılaştırmasının yapılması uygun olur. Ayrıca bilekten ölçen cihazların, kabaca fikir vermekle birlikte, güvenilirlikleri sınırlıdır. En doğru sonuç veren aletler civalı ölçüm cihazlarıdır.
Kan basıncımı ölçerken nelere dikkat etmeliyim?Kan basıncı ölçülmeden önce en az 5 dakika dinlenmelisiniz. Son yarım saat içinde kahve, kola gibi kafeinli içecekler veya sigara içmemiş olmalısınız. Tansiyon aletiniz kolunuzun çevresini ve boyunu yeterli olarak sarmalıdır, dinleme cihazını (stetoskop) tansiyon aletinin manşonu altına sokmamalısınız.
Hipertansiyon tedavisinde kullanılan ilaçlar böbrek ve karaciğer bozukluğu yapar mı, cinsel fonksiyonları etkiler mi? Her ilacın kendine özgü yan etkileri olabilir. Kullandığınız ilaçların yan etkileri konusunda doktorunuza danışınız, ancak genel olarak söylemek gerekirse, tedaviden elde edilecek yarar ilacın olası zararından çok daha fazladır. Bu nedenle hipertansiyon tedavisi için verilen ilaçlar düzenli olarak kullanılmalıdır. Aksi taktirde ilaçlarla kontrol altına alınamayan hipertansiyon uzun vadede böbrek yetersizliğine yol açabilir.

Hiperlipidemi (Kollestrol Yüksekliği)

Kolesterol nedir?Kolesterol vücudumuzun bütün hücrelerinde bulunan yağ benzeri bir maddedir. Kanda fazla miktarda bulunması zararlıdır. Kolesterol bir yandan karaciğerde üretilirken, besinlerle de alınır.
Kolesterol neden önemlidir?Kişinin kolesterol düzeyi ne kadar yüksekse, kalp hastası olma ihtimali de o kadar yüksektir. Türkiye'de birinci sırada gelen ölüm nedeni kalp-damar hastalığıdır.
İyi kolesterol (HDL kolesterol) ve kötü kolesterol (LDL kolesterol) nedir?LDL kolesterol, kanda, kolesterolü taşıyan başlıca pakettir. Kanda yüksek olduğu zaman damarların iç yüzüne yapışıp, plaklar oluşturur. Kolesterol dışındaki bazı maddelerin de eklenmesiyle bu plaklar büyür ve bunlar üzerinde oluşan çatlaklarda gelişen pıhtılar damarları tıkarÇağımızda çok yaygın olan bu hastalık damar sertliği olarak bilinir. Damar tıkanıklığı kalp damarlarında oluşmuşsa kalp krizine, beyin damarlarında oluşmuşsa felce neden olur. Kandaki kolesterolün bir bölümü de HDL kolesterol adı verilen paketlerin içinde taşınır. Bu tip (HDL) kolesterol ters yönde taşınmada görevli olduğu için damar duvarındaki kolesterolün uzaklaştırılmasında yardımcı olduğundan “iyi huylu” kolesterol denilmektedir.
Kolesterol yüksekliği hangi şikayetlere sebep olur? Kolesterolün yüksek olması herhangi bir şikayete sebep olmaz. Kolesterol yüksekliğinin yol açtığı kalp krizi veya felç gibi hastalıklar, kolesterolün damar duvarında birikmesiyle, yıllar sonra ortaya çıkar.
Kimler kolesterol ölçtürmelidir?20 yaşın üzerindeki kişiler, kan kolesterol düzeylerini bilmeli ve bunun gerektirdiği yaşam tarzı değişikliklerini uygulamalıdır. Özellikle anne, baba veya kardeşlerinde erken yaşta kalp hastalığı olduğu bilinen kişiler ve şeker hastaları mutlaka kan kolesterollerini ölçtürmeli ve gereken önlemleri almalıdır.
Neden kan yağları bazı kişilerde düşük, bazılarında yüksektir? Kan kolesterol düzeyleri kalıtsal ve çevresel faktörlerin etkisiyle oluşur. Kolesterol metabolizmasının çeşitli halkalarında doğuştan oluşabilen farklılıklar, kişilerde yağların kan düzeylerinin de farklı olmasına yol açar. Beslenme şekli, şişmanlık, sigara içimi ve fizik aktivite çevresel faktörler içinde en önemlileridir. Günlük besin tüketimindeki yağ miktarı ve bileşimi, kalıtsal özelliklere göre değişen oranda kan düzeyini belirler.
Kan kolesterol düzeyinin düşürülmesi kalp-damar hastalığı olasılığını azaltır mı? Kan kolesterol düzeyinin diyetle veya ilaçlarla düşürülmesinin kalp hastalığı bulunmayanlarda hastalığın oluşma olasılığını azalttığı, kalp hastalığı bulunanlarda da yaşam süresini uzattığı kesin olarak gösterilmiştir.
Besinlerdeki yağ çeşitleri nelerdir ve bunlar kan kolesterol düzeyini nasıl etkilerler?Besinlerdeki yağlar üç çeşittir: Doymuş, tekli doymamış ve çoklu doymamış yağlar.Doymuş yağlar hayvansal kökenli yağlarda, tekli doymamış yağlar zeytinyağında, çoklu doymamış yağlar ise sıvı yağlarda ve doymamış yağ oranı yüksek margarinlerde bulunur.Diyetteki doymuş yağlar ve kolesterol kan kolesterol düzeyini artırır.
Kalp hastalığından koruyucu bir diyetin özellikleri nelerdir?Kilosu olması gerekenden fazla olan kişiler toplam kalori alımını azaltıp hareketlerini artırarak kilo vermelidir. Kilo artışı, kolesterol yükseltici bir faktördür.Etlerdeki görünen yağlar pişirilmeden önce ayrılmalı, sakatat tüketimi çok azaltılmalıdır. Sosis, salam, sucuk gibi işlenmiş et ürünleri de az tüketilmelidir.Tavuk, hindi ve balık eti, koyun ve sığır etine tercih edilmelidir. Kızartma yerine ızgara, haşlama, buğulama gibi pişirme şekilleri kullanılmalıdır. Balık eti kalp sağlığı açısından en yararlı ettir. Karides ve kabuklu deniz hayvanları kolesterolden zengindir. Tam yağlı sütten hazırlanmış süt ürünleri yerine, az yağlı veya yağsız sütten hazırlananlar tercih edilmelidir. Pasta, krema, dondurma çoğunlukla doymuş yağlar ve yumurta sarısı içerdiğinden az tüketilmelidir. Haftada iki veya üç adetten fazla yumurta yenmemelidir. Tahıl, sebze ve meyve tüketimi artırılmalıdır. Bu besinler yağ bakımından fakir, vitamin ve posa bakımından zengindirler. Eriyebilen posanın kolesterolü düşürdüğü çeşitli araştırmalarda gösterilmiştir. Yulaf, çavdar, fasulye, bezelye, pirinç kabuğu, turunçgiller, çilek, eriyebilen posadan zengindir. Kepek, havuç, turp, lahana, karnabahar, meyve kabukları ise erimeyen posa içerirler; bu tür posanın kolesterol üzerine etkisi yoktur, ancak bağırsakların normal çalışmasını sağlar.
Kolesterolü düşürmek için tüm bunların dışında neler yapılabilir?Sigara, kolesterolün damar duvarında birikmesine ve biriken yağ plaklarının çatlayarak damarı tıkamasına neden olduğundan kullanılmamalıdır. Sigara içmek kandaki iyi kolesterol düzeyinin düşmesine neden olur. Fizik aktivitenin artırılması da kötü kolesterolün düşmesine, iyi kolesterolün yükselmesine yol açar. Az miktarda alınan alkolün iyi kolesterol düzeyini yükselttiği çeşitli araştırmalarda gösterilmiştir. Ancak bu şekilde yükseltilen iyi kolesterolün kalp damar hastalığından koruyucu etkisi bilinmediğinden ve alkolün diğer zararlı etkileri nedeniyle kalp hastalığından korunmada alkol kullanımı önerilmez. Diyet ve diğer yaşam tarzı değişikliklerine rağmen kolesterol oranları istenen düzeye indirilemezse, hekimler tarafından verilen ilaçların kullanılması gerekir.
Kolesterol düşürücü diyet, yaşam tarzı değişiklikleri veya ilaçlar ne kadar süreyle uygulanmalıdır? Kolesterol yüksekliği büyük ölçüde çağımızın yaşam tarzına ve yanlış beslenmeye bağlı olarak ortaya çıkmış olduğundan, doğru beslenme ve diğer yaşam tarzı özellikleri çocukluk yaşlarından itibaren uygulanmaya başlanmalı ve hayat boyu sürmelidir. Kalp-damar hastalığı veya felç geçirmiş; çok sayıda risk faktörü olup, hasta olma tehlikesi yüksek olanlar, kolesterolleri diyet ve diğer önlemlerle istenen düzeylere düşürülemezse, hekimlerin gerekli gördüğü ilaçları yaşam boyu kullanarak, kalp hastalığı risklerini azaltabilirler.
HDL kolesterol, LDL'nin aksine damarlarda kolesterol birikimini önler. Yapılan araştırmalar HDL kolesterolü yüksek olan kişilerde kalp hastalığının daha az olduğunu göstermiştir. Türk Kardiyoloji Derneği'nin yapmış olduğu araştırmalarda Türk toplumunda HDL kolesterol değerinin düşük olduğu gösterilmiştir. Sigara içmek ve şişmanlık iyi kolesterolü düşürürken düzenli egzersiz yükseltir.
Normal kan kolesterol düzeyleri ne olmalıdır?Kan toplam kolesterol, LDL kolesterol ve HDL kolesterol düzeyleri aşağıdaki gibi sınıflanır:Kolesterol düzeyi değerlendirilip ilaç tedavisine karar verilirken, kişide damar hastalığı bulunup bulunmaması veya diğer hastalık riskini artırıcı faktörlerin olup olmaması da göz önüne alınır. Örneğin, başka risk faktörü olmayan, iyi kolesterolü de yüksek menopoz öncesi bir kadında 130 mg/dl'lik bir kötü (LDL) kolesterol düzeyi önemli risk oluşturmazken, kalp krizi geçirmiş 55 yaşındaki bir erkekte aynı düzey, kolesterol düşürücü ilaçlarla kesin tedavi gerektirir.

Obezite (Şişmanlık)

Şişmanlık (Obezite) nedir?Şişmanlık (Obezite), vücutta fazla miktarda yağ birikmesi sonucu ortaya çıkan ve mutlaka tedavi edilmesi gereken bir hastalıktır.
Şişmanlığın ne gibi zararları vardır?Şişmanlık, genel olarak yaşam sürecini kısaltan, yaşam kalitesini olumsuz yönde etkileyen ve birçok önemli rahatsızlığa zemin hazırlayan bir hastalıktır. Şişmanlığın zararlarını şöyle sıralamak mümkündür;a) Kalp damar hastalıkları, Hipertansiyon, Ateroskleroz (damar sertliği), Kalp fonksiyon bozuklukları (kalp büyümesi, yetersizliği), b) Yetişkinlerde şeker hastalığının oluşumu , c) Kanser, d) Kadın hastalıkları (adet düzensizlikleri), e) Solunum hastalıkları, f) Psikolojik bozukluklar ve topluma uyumsuzluklar,
Şişmanlığın değerlendirilmesi: Beden kitle indeksi; vücut ağırlığının kg olarak, boyun metre cinsinden karesine bölünmesinden çıkan sonuçtur.70 kg ağırlığında ve 1.70 m boyundaki bir kişinin; aşağıdaki tabloya göre vücut ağırlığı normaldir.Beden kitle indeksiniz 25–30 arasında ise yaşam biçiminizi gözden geçiriniz. Beden kitle indeksiniz 30 ve üzeri ise mutlaka hekime başvurunuz.
Şişmanlığın tedavisi mümkün mü? Evet, tedavinin başarısı bireyin kendisindedir.Kilo vermek için; Bunun kesinlikle isteniyor olması, Diyetin bireye özgü ve güvenilir olması, Sağlık ekibiyle sürekli iletişim içinde olunması, Beslenme ve egzersiz programına kesinlikle uyulması, Bilinçli ve sabırlı olunması gerekmektedir.
Siz ve kilonuz...
Önemli olan ideal kiloya ulaştıktan sonra bu kiloyu korumaktır. Kilo kontrolü sadece kilo vermek değil, gerçek anlamda vücudunuzun kontrolünü elinize geçirmeniz demektir. Yaşam boyu sürecek doğru beslenme alışkanlıkları kazanmalısınız. Kilo kontrolü zaman, sabır ve bilinç ister. Kilo kontrolüne başlarken en önemli nokta, gerçekçi, ulaşılabilir ve korunabilir hedefler belirlemektir. Kilo kaybının, sağlıklı bir yaşam için ilk adım olduğunu unutmayınız. Sadece %10'luk bir kilo kaybı;
Şişmanlıkla ilişkili hastalıkların riskini, Kan basıncını, Kan şekerini, Kan yağlarını (kolesterol ve trigliseridleri), Erken ölüm riskini azaltır. Kendinizi iyi hissetmenizi sağlar.
Ne yapmalı?Şişmanlığın önlenmesinde ilk adım, yeterli ve dengeli beslenme ilkelerine uyum sağlayarak yeme alışkanlıklarının değiştirilmesidir. Kilo vermeye karar verdiğiniz gün, yeni ve sağlıklı bir yaşam için ilk adımınızı atmış olursunuz. 
Beslenme alışkanlıklarınızı değiştirmeye başlarken; Öğün aralarında atıştırmalara, Karnınız acıkmadan yemek yemeye, Hızlı yemeye son vermelisiniz. Üç öğün düzenli yemeye alışmalısınız. Yemeklerdeki yağ oranını azaltmalı, düşük kalorili yiyeceklere yönelmelisiniz. Daha seyrek kırmızı et, daha sık tavuk ve balık yemelisiniz.Daha fazla sebze ve meyve tüketmelisiniz. Fiziksel aktivitenizi artırmalısınız. Beslenme alışkanlıklarınızı değiştirirken kendinizi yalnız hissetmeyin.Aileniz ve arkadaşlarınızdan destek alın, hatta onlara da sağlıklı ve kontrollü yemenin önemini açıklayın. Yavaş ve istikrarlı kilo vermenin daha sağlıklı, daha gerçekçi ve daha uzun süre korunabilir olduğunu unutmayın. “Mucize diyetlere” güvenmeyin.Yeni beslenme alışkanlıkları kazandığınız süreçte diyet uzmanınızdan alacağınız desteğin önemini göz ardı etmeyin.

Sigara

Sigara önlenebilir bir sakatlık ve ölüm nedenidir! Sigara kullanımı kalp sağlığı açısından en başta gelen risk faktörüdür. Sigara; • kalp hastalığı, • inme (felç), • akciğer hastalıkları ve • çeşitli kanserlere neden olarak ölüme sebebiyet vermektedir.
Sigara kullanımı kalp hastalığı riskini nasıl artırır? Sigara kendi başına kalp-damar hastalığına neden olabildiği gibi, diğer etkenlere bağlı olarak da riski artırmaktadır. • kan basıncında artışa, • günlük hareketlerde zorlanmaya, • akciğer hastalıklarına ve solunum yetersizliklerine, • kanda pıhtılaşma eğilimine, • iyi kolesterol seviyesinin düşmesine ve, • damar sertliğine yol açar., Ayrıca sigara, ailesinde kalp hastalığı olanlarda kalp hastalığı riskinde artışa neden olmaktadır. Sigarayı bırakarak hangi risklerden kaçınabilirim? • Sigara, genç yaştaki erkek ve kadınlar için en önemli risk kaynağıdır. • Sigaranın azı bile zararlıdır. Dünya Sağlık Örgütü günde 1 sigara içeni bile “sigara tiryakisi” kabul etmektedir. • Sigara kullananlarda kalp krizi riski, içmeyenlerden 2 kat daha yüksektir.  • Sigara kullanımı ani kalp ölümünün başta gelen nedenidir: Sigara kullananlarda risk 2-4 kat daha fazladır. • Yakın çevresinde sürekli sigara içilen kişilerde kalp hastalığı riski artmaktadır. • Sigara içen ve doğum kontrol hapı kullanan kadınlarda kalp damar hastalığı ve inme riski sigara kullanmayanlara göre çok daha yüksektir.
Sigarayı bırakmanın yararları...Bırakmayı denemekten vazgeçmeyiniz! Sigaradaki nikotin, bağımlılığa neden olmaktadır. Bu nedenle daha önce sigara bırakmayı deneyip başarısız olmuş olabilirsiniz. Bu durum cesaretinizi kırmamalıdır.Sigarayı bırakmak için yardıma ihtiyaç duyuyor olabilirsiniz. Doktorunuza danışarak yardım alabilirsiniz.

Kalp Hastalıklarında Egezersizin Rolü

Neden egzersiz yapmalıyım?Doktorunuz egzersiz yapmanızı önerdiyse bu tavsiyeye elinizden geldiği kadar uymalısınız. Çünkü fiziksel olarak aktif olmayan kişilerde sağlık sorunları daha çok ortaya çıkmaktadır.
Düzenli egzersiz sizi ne tür risklerden korur?• Kalp hastalıkları ve kalp krizi• Yüksek kan basıncı• Kötü kolesterol yüksekliği ve iyi kolesterolün düşüklüğü• Kilo fazlalığı ve şişmanlık• Şeker hastalığı• İnme Düzenli egzersiz size ne tür yararlar sağlar?• Kalbinizi, akciğerlerinizi, kemiklerinizi ve kaslarınızı güçlendirir.• Enerjinizi artırır ve dinçleştirir.• Kilonuzu ve kan basıncınızı kontrol etmenize yardımcı olur.• Stresle başa çıkmanıza yardımcı olur.• Daha rahat uyumanızı sağlar.• Daha iyi görünürsünüz.• Kendinizi daha iyi hissetmenizi sağlar.
Ne tür egzersizler yapmalıyım?Kalp hastalığı ve inme riskini azaltmak için atlet olmanız gerekmiyor! Her gün ya da çoğu günler hafif egzersizler yaparak yarar sağlayabilirsiniz.Daha yoğun egzersizlerle kalp ve akciğerlerinizi daha da güçlendirebilirsiniz. Bunun için önce doktorunuza danışmalısınız. • Yürüyüş• Dans etmek ve evde egzersiz• Hızlı yürüyüş, hafif tempolu koşu• Merdiven çıkma• Bisiklete inme, yüzme
Ne sıklıkta egzersiz yapmalıyım?Düzenli ve belirli süre egzersiz yapmaya özen göstermelisiniz.
Günlük egzersiz 30-60 dakika arasında olmalı; haftada en az dört gün yapılmalıdır.
Başka neler yapabilirim?Gündelik yaşamınızda küçük değişiklikler yaparak sağlığınızda büyük değişiklikler yaratabilirsiniz. Neler mi?• Öğle yemeği molasında 10-15 dakika yürüyüş yapabilirsiniz.• Asansör yerine merdivenleri kullanabilirsiniz.• Gideceğiniz yerden bir süre önce araçtan inerek yürüyebilirsiniz.Eğer kalp hastalığı ya da inme geçirdiyseniz aile bireyleri de risk altında olabilir. Onların da bazı yaşam tarzı değişiklikleri ile risklerini azaltmaları önemlidir.

Kalbiniz Ne Kadar Genç?

Kalp-damar sağlığının korunması yaşamsal öneme sahiptir. Kalp-damar hastalıkları dünyada ve ülkemizde en başta gelen ölüm nedenidir. Ülkemizde ölümlerin %55'i kalp-damar hastalıklarına bağlıdır.Kalbimizin yaşı biyolojik yaştan farklı olabilir. Bunu öğrenmenin yollarından birisi kalp-damar hastalıklarına yönelik kardiyovasküler riskin hesaplanmasıdır. Bu bölümün sonunda erkekler ve kadınlar için kardiyovasküler risk hesaplama cetvelleri yer almaktadır.Hipertansiyon (yüksek tansiyon), yüksek kolesterol, sigara, şişmanlık ve hareketsiz yaşam tarzı kalp-damar hastalıkları açısından en önemli risk faktörleridir. Bu risk faktörlerinin önemli bir bölümünü ortadan kaldırmamız mümkündür.Kalp-damar sağlığını olumsuz etkileyen değiştirilebilir risklerin azaltılması ve sağlıklı bir yaşam tarzı izlenmesi kalbin yaşlanma sürecini yavaşlatmakta ve kalp-damar hastalıklarına bağlı ölümleri azaltmaktadır. Kalp-damar hastalıklarından korunmada artık tek bir risk faktörünün değil, tüm risk faktörlerinin bir arada ele alınarak azaltılmasına ve tedavi edilmesine yönelik bir yaklaşım giderek önem kazanmaktadır.Bu kitapçıkta kalp-damar sağlığımızı olumsuz etkileyen çeşitli risk faktörleri ele alınmakta ve daha sağlıklı bir yaşam sürdürmek için çeşitli öneriler sunulmaktadır. Kalbimizi genç tutmak için yeterli çabayı harcarsak, kalp-damar hastalıklarına bağlı erken ölümlerin sayısını çarpıcı biçimde azaltabiliriz.

Kalp Krizi Nedir?

KALP KRİZİ (AKUT MİYOKARD İNFARKTÜSÜ) NEDİR?Kalp krizi (miyokard enfarktüsü) kalp kasının bir bölümünün o bölgeye yetersiz kan akışından dolayı ölmesi (kalıcı hasara uğraması) sonucu meydana gelir.Kalbi besleyen damarların kan akımının çeşitli nedenlerle ani azalmasına veya kesilmesine bağlı olarak gelişen ve o damarın beslediği kalp kasında çeşitli derecede hücre ölümü ile sonuçlanan ve kalp krizi olarak bilinen bir hastalıktır Hastaların kalp krizinden kaybedilmelerinin önlenmesi olayın ilk anından itibaren en kısa zamanda hastaneye ulaşmasına bağlıdır . Her 5 ani ölümün biri kalp krizinden dolayı gerçekleşmektedir. Kalp krizi yetişkinlerdeki ani ölümün başlıca nedenlerinden biridir.
Nedenler ve Risk Faktörleri : Kalp krizlerinin çoğu koroner arterlerde (kalp kasına kan ve oksijen taşıyan atardamarlar) oluşan pıhtılar (trombüs) sebebiyle meydana gelir. Pıhtılar genelde ateroskleroz sonucu meydana gelen değişiklikler yüzünden daralmış koroner arterlerde oluşur. Arter duvarının içindeki aterosklerotik plak bazen çatlar ve bu da pıhtı oluşumunu tetikler. Koroner arterlerdeki pıhtılar kalp kasına kan ve oksijen akışını engeller, bu da o bölgedeki kalp hücrelerinin ölümüne sebep olur. Hasar gören kalp kası kasılma yeteneğini kaybeder ve kalbin geri kalan kısmı hasar gören bu bölümün işini de yapmak zorunda kalır. Koroner arter hastalıklarının ve kalp krizinin risk faktörleri genel olarak kalp damar hastalıkları risk faktörlerinin aynısıdır: hipertansiyon, hiperkolesterolemi, diyabet, sigara içmek ve ailede erken yaşta koroner kalp hastalığı görülmesidir.  Belirtilen risk faktörlerinin çoğu fazla kiloyla ilgilidir. Dar olan bir damarın üzerinde pıhtı oluşumunu her hangi bir neden başlatabilir. Bazen ani ve bunaltıcı stres buna neden olabilir. Son birkaç senede, koroner arter hastalığı için, artmış homosistein, C-reaktif protein ve fibrinojen seviyeleri gibi yeni risk faktörleri saptanmıştır. Yüksek homosistein, beslenmeye folik asit ilavesiyle tedavi edilebilir. Ancak bu yeni risk faktörlerinin pratik değeri üzerine çalışmalar hala devam etmektedir ve halen homosistein seviyesinin düşürülmesinin olumlu etkileri olduğuna ait kesin kanıtlar yoktur.
Kalp Krizinin Tanısı (teşhisi):
Kalp krizi geçirmekte olan hastaların temel şikayeti göğüs ağrısıdır: Göğüs kemiğinin arkasındaki göğüs ağrısı kalp krizinin en önemli belirtisidir; fakat, özellikle diyabet hastalarında ve yaşlılarda, bu ağrı çok belirsiz olabilir yada hiç hissedilmeyebilir (sessiz kalp krizi). Ağrı sıklıkla göğüsten omuz yada kollara, ense, dişler, çene, karın veya sırta doğru yayılır. Bazen ağrı sadece bu bölgelerden birinde hissedilir.
Göğüs Ağrısının özellikleri: Ağrı 20 dakikadan fazla genellikle saatlerce sürer ve genelde dinlenme yada nitrogliserinle geçmez, Ağrı, şiddetli ve künt vasıftadır. Fakat keskin veya belirsiz olabilir, Ağrı, sıkıştıran, ağırlık, baskı yapıcı tarzda olabilir, Göğüste daralma hissi uyandırabilir, “Göğüsde fil oturuyormuş” gibi veya Hazımsızlık olarak da hissedilebilir. Beraberinde sıklıkla soğuk terleme ve ölüm korkusu da vardır. Kendi başına yada göğüsteki ağrıyla birlikte hissedilebilen diğer belirtiler şunlardır: Nefes darlığı, Öksürük, Baş dönmesi ve sersemleme, Bayılma, Mide bulantısı ve kusma “Kıyametin geldiği” hissi Sıkıntı. Göğüs ağrısı olduğunda özellikle risk faktörlerine de sahipseniz mutlaka doktorunuza veya bir sağlık kuruluşuna gitmelisiniz. Kalp krizi tanısını mutlaka doktor koymalıdır.
Tanıda 3 önemli bulgudan yararlanılır: Hastanın şikayeti: bunu esas itibarıyla göğüs ağrısı oluşturur. EKG (elektrokardiyogram): kalp krizlerinin büyük bir çoğunluğunda EKG'de kalp krizine özgü değişiklikler olur. Bu değişiklikleri saptamak için sık aralıklarla EKG alınır.Laboratuarda yapılan kan testleri: bununla infarktüsle birlikte kana karışan bazı enzimlerin (CPK, CPK-MB, Troponin T ve I, myoglobin) düzeyi ölçülerek tanı kesin olarak konur.Kalp krizi tanısı koymak için yukarıdaki bulgulardan en az 2'si olmalıdır. Dolayısı ile 1 bulgu tek başına tanı koymak için yeterli değildir.Ayrıca aşağıdaki testler, kalp krizi geçiren hastalarda kalpte gelişen hasarın büyüklüğünü ortaya koymak için (genellikle kriz dönemi atladıldıktan sonra) kullanılır: Ekokardiyografi, Koroner anjiyografi ve sol ventrikülografi, Nükleer ventrikülografi (MUGA veya RNV),
Kalp krizinde tedavi:Kalp krizi acil bir durumdur. Hastaneye yatmayı ve yoğun bakımı gerektirir. Çünkü ölümcül ritim bozuklukları (aritmiler) kalp krizinin ilk bir kaç saatinde ölümün başlıca sebebidir.Tedavinin amaçları kalp krizinin ilerlemesini durdurmak, kalp hasarını en az düzeyde tutmak, iyileşebilmesi için kalbin taleplerini azaltmak ve komplikasyonları önlemektir.
Akut miyokard infarktüslü hastaların yaşatılmasında önemli etkenler şöyle sıralanabilir: Hastaların hastaneye ulaştırılması, Hastanede yapılması gerekenler, Koroner bakım ünitesinde tedavi, Koroner bakım ünitesinden taburcu olduktan sonra yapılanlar, Kalp krizinde erken tanı çok önemlidir. Zaman geçtikçe ritim bozukluklarından yaşamı yitirme ihtimali artacak ve harap olan kalp kası miktarı artacaktır. Harap olan kalp kasının telafisi yoktur. Kalp krizinde "ZAMAN=KALP KASI" demektir.
HASTALARIN HASTANEYE ULAŞTIRILMASI: 20 yıl önce hastane dışında kalp krizinden olan ölümlerin 2/3'ü krizin başlangıcından birkaç dakika içinde olmuştur Bu nedenle canlandırma işlemlerinin çabukluğuna bağlıdır Tehlikede olan kalbin kurtarılması için üç tip gecikme minimuma indirilmelidir. Hasta ve Yakınları Tarafından Yardım Çağırılmasında Gecikme. Ambulanstaki Sağlık Personelinin Acil Telefona Cevabının Gecikmesi. Hastanın Hastaneye Getirilmesindeki Gecikme. Hastanın tam teşekküllü bir hastanenin acil bölümüne getirilme süresi mümkün oldukça kısaltılmalıdır Bütün amaç hastanın en iyi tedavi edileceği yere ölmeden ulaştırabilmektir.
HASTANEDE YAPILMASI GEREKENLER: Kalp krizi şüphesi ile gelen bütün hastalar koroner bakım ünitesine alınarak monitörize edilmeli acil tedaviye başlanmalıdır.
Kalp krizi geçiren hastaların modern tedavisinde yaklaşım: Semptomların kontrolü, Krizin birkaç saati içinde daha fazla kalp hücresi zedelendirmenin sınırlandırılması ve ölümlerin azaltılması, Tekrar kriz riskinin ve/veya kalp krizi sonrası ölümlerin azaltılmasını kapsar, Hastaların yüksek veya düşük risk gruplarına ayrılması bu tedavi yaklaşımını kolaylaştırır, Eğer hasta ilk 12 saat içinde gelmiş ise tıkalı damarın açılması ile kalp kasının ölmesi önlenebilir. Bunun 2 yöntemi vardır: Damardaki tıkanmadan sorumlu pıhtıyı eritmek (trombolitik tedavi), Tıkalı bölgeyi balon+stent ile açmak. Sişayetlerin- göğüs ağrısının kontrolü: Göğüs ağrısının giderilmesi; sadece hastayı rahatlatmaz Aynı zamanda ağrısının sebep olduğu aşırı sempatik aktivitenin kalp damar sisteminde meydana getirdiği (kan basıncı artışı ve kalp hızında ve kasılmasında artma sonucu kalbin iş yükünün artması gibi) olumsuz etkilerin düzeltilmesini de sağlar.
İlaç Tedavisi: Koroner bakım servislerine müracaat eden kalp krizi gerçiren hastaların %5 ile %10'unda kalp ritm bozukluğu meydana gelir ve bu durum ani ölümlerin başlıca nedenleridir Bu ritm bozukluklarının önlenmesi ve tedavisi ana hedeflerdendir Ayrıca kalbin kanlanmasını artırıcı ve pıhtıyı eritmeye yönelik ilaç tedavileri uygulanmaktadır
Trombolitik Tedavi: İnfarktüsün ilk saatleri içinde daha fazla kalp dokusunun zedelenmesini önlemek amacı ile yapılan pıhtı eritici tedavidir Tüm kalp ataklarının %80'inden fazlasında ve miyokard infarktüsünde koroner kan akımının azaltılmasından koroner damar içindeki pıhtı sorumludur Hemen pıhtı eritilebilirse kalp hasarı azaltılabilir Ölüm oranıda buna paralel olarak düşer
Primer Perkutan koroner girişim: Modern tıpta girişimsel tedavi yöntemlerinin gelişmesine paralel olarak kalp krizinde tıkalı olan damarın acil olarak (60-90 dakikalık kabul edilebilir gecikme süresini aşmamak kaydıyla) yapılan anjiyografiyi takiben koroner anjioplasti (balon) ve stent yerleştirilmesi mümkün olmaktadır. Şikayetlerinin başlangıcına göre geç gelen hastalarda trombolitik tedavinin etkinliği nispeten azaldığı için primer perkutan koroner girişim gecikmiş başvurularda daha etkili olmaktadır. Ancak bu girişimsel tedavinin bu konuda organize olabilen deneyimli merkezlerde yapılması önerilmektedir.
Koroner Bakım Ünitesinde Kalma Süresi:Geçen bir yıl boyunca kalp krizi geçiren hastaların hastane ve koroner bakım ünitesinde kalma süreleri gidererek kısalmıştır İyi seyirli kalp krizi geçiren hasta sıklıkla hastanede 2 gün yatak dışına çıkar ve sandalyede oturabilir Ekseriya 48-72 saat sonra ara bakım ünitesine nakledilir Koroner bakım ünitesine alındıktan sonra erken saatler içinde hastaya kalbin pompalama fonksiyonu ekokardiografi yapılarak hastanın prognozu tayin edilebilir ve ilaçla tedavinin programı belirlenir. Kalp Krizi Komplikasyonları (istenmeyen olaylar-hastalığın ağırlığını ve dolayısı ile ölüm olasılığını artıran olaylar). Ventriküler takikardi, ventriküler fibrilasyon, kalp blokları gibi aritmiler. Konjestif kalp yetmezliği. Kardiyojenik şok (Hastane içinde tedaviyle % 50-75 olan ölüm riski tedavisiz hastalarda % 100'e kadar çıkmaktadır). Enfarktüsün yayılması-etkilenmiş kalp dokusu miktarının artması. Perikardit – kalbin dışını çevreleyen zarın iltihaplanması. Pulmoner embolizm (akciğerlere kan pıhtısı atılması). Tedavi sonrası komplikasyonlar (örnek olarak, trombolitik ajanlar kanama riskini artırır.)
Taburculuk:Hastanın yaşam tahmini, krizde kalpte hasar gören dokunun büyüklüğü ve yeriyle ilgili olarak değişiklik gösterir. Kalbin iletim sistemi (kalp kasılmasını sağlayan uyarıları üreten sistem) zarar görmüşse sonuç daha kötüdür. Vakaların yaklaşık üçte biri ölüm ile sonlanır. Eğer krizden 2 saat sonra hasta hala hayattaysa hayatının geri kalan kısmında yaşama şansı yüksektir.Komplikasyon olmayan durumlarda tamamen iyileşme görülebilir; kalp krizleri günlük yaşamı ciddi ölçüde kötü etkilemezler. Genellikle kişi yavaş yavaş cinsel aktivite de dahil olmak üzere normal aktivitelerine ve eski yaşam stiline devam edebilir. Bir kalp krizinden sonra dikkatli bakım, ikinci bir kalp krizi riskini azaltmak açısından önem taşımaktadır. Genelde yavaş yavaş normal bir yaşam stiline dönmenize yardımcı olmak için kardiyak rehabilitasyon programları önerilmektedir. Doktorunuzun önerdiği egzersiz, beslenme ve ilaç tedavisini düzenli uygulayın.
HASTANE SONRASI TAKİP: ABD'de kalp krizi geçiren hastaların %10'u hastaneden çıktıktan 1 yıl sonra ölürler Bu oran kardiyak problemler için risk faktörü olmayanlarda %3 çok risk faktörlü hastalarda ise %30 olarak bulunmuştur Bu risk faktörlerinin bilinmesi uzun süreli tedavinin planlanmasında önemlidir.
Risk-faktör değişikliği: Risk faktörlerinin değiştirilmesi infarktüslü hastalarda uzun süreli prognozu (gidişatı) iyileştirmektedir Doktor ve hasta hipertansiyon ve hiperkolesterolemiye dikkat etmelidir
Sigara İçme: İnfarktüsten sonra sigara içimini kesen hastalarda infarktüsün tekrarlanması ve ölüm riskinin az olduğu gösterilmiştir Bu nedenle bu faktörün önemi hastaya vurgulanmalı sigaranın bırakılması ısrarla vurgulanmalıdır
Hipertansiyon: İnfarktüsten sonraki dönemde kan basıncı dikkatle izlenmelidir Tedaviye ihtiyaç duyan hastalarda kan basıncı dikkatlice düşürülmelidir
Hiperkolesterolemi: Günümüzde kolesterol iyi bilinen ve damar sertliğinin gelişmesinde önemli risk faktörüdür İnfarktüs geçiren hastalarda total kan kolesterolu 200 mg/dl LDL-K 100 mg/dl'nin altında olmalıdır
Şeker hastalığı: İnfarktüs sonrası dönemde şeker hastalarında kan şeker düzeyinin sıkı bir şekilde kontrol edilmesi gerekmektedir.
Kalp krizinin tekrarını önlemek ve kalp krizinden korunmak için;Kan basıncınızı kontrol edin. Gerekirse doktorunuzun önereceği ilaçları kullanın. Kolesterol seviyelerinizi kontrol edin. Gerekirse doktorunuzun önereceği ilaçları kullanın. Eğer içiyorsanız sigara içmeyi bırakın. Bu konuda zorlanırsanız sigarayı bırakma polikliniklerinden destek alın. Şeker hastalığınız varsa mutlaka kontrol altında tutun. Gerekirse doktorunuzun önereceği ilaçları kullanın. Meyve ve sebze bakımından zengin, az hayvansal yağ içeren diyetler uygulayın. Fazla kiloluysanız kilo verin, Kalp sağlığınızı korumak için her gün ya da haftada en az 5 gün yürüyüş yaparak ya da diğer egzersizlerle vücudunuzu çalıştırın (Fakat önce kalp hastalıkları uzmanınıza danışın.), Stresten uzak durun gerekirse bunun için profesyonel yardım alın (yoga, meditasyon, psikiyatrist vb). Eğer kalp krizi için bir ya da daha fazla risk faktörü taşıyorsanız kalp krizini engellemeye yardımcı olması için aspirin alıp almamanız konusunda doktorunuza danışın. (Bilinçsiz aspirin kullanımının mide kanaması gibi olumsuz sonuçlar doğurabileceğini unutmayın).

Kalp Pili Nedir?

Kalp pilleri nedir? Ne zaman kullanılır?Kalp pilleri (pacemaker), kalbin ritmini oluşturan ve düzenleyen elektronik cihazlardır. İlk çıkış amacı kalbin yavaş atması sonucu gelişen rahatsızlıkları tedavi amacını taşırken son yıllarda ritim bozukluklarında (antitaşikardik piller, otomatik şok cihazları olan yerleştirilebilir kardiyoverter-defibrilatörler [ICD] ve kalp yetmezliğinde (biventriküler piller- kalp senkronizasyon tedavisi) de kullanılmaya başlanmıştır.
Geçici kalp pili. Geçici kalp pilleri acil durumlarda veya anormal kalp ritmi altında yatan nedenin düzeleceği bekleniyorsa (örn. ilaca bağlı kalbin yavaş çalışması) kullanılır. Ayrıca kalıcı kalp pili yerleştirilinceye kadar yeterli kalp hızını sağlamak için de kullanılır. Geçici kalp pili uygulaması kalp krizi hastalarında, taşikardisi olan hastalarda, açık kalp cerrahisi sonrası ve diğer durumlarda da gerekebilir. Geçici kalp pillerinde jeneratör oldukça büyüktür ve vücut dışındadır. Kalp ile bağlantısını elektrod sağlar. Geçici olduğu için uzun süre bırakılmaz. Olayın kalıcı olduğu düşünülüyorsa çıkarılarak kalıcı kalp pili takılır.
Kalıcı kalp pili Pil takılmasını gerektiren olayın kalıcı olduğu düşünülen durumlarda kullanılır. Jeneratör, göğüs veya karına derinin altında bir cep oluşturularak yerleştirilir. Ancak çoğunlukla göğüs duvarının sol tarafına konur. Eğer göğüs duvarına yerleştirilecekse hastaların hangi tarafa pilin yerleştirilmesine ait tercihi sorulabilir.
Kalıcı Kalp Pillerinin Yapısı: Genel olarak, bir kalp pili 2 bölümden oluşur: Elektrik uyarılarının oluşturulduğu ve pilin beyni olan kısım: Jeneratör Elektrik uyarılarını kalpte uyarının gideceği yere kadar ileten tel (veya kablo) kısım: Elektrod
Jeneratör yaklaşık olarak 5-6 cm genişliğinde ve 90-100 gr ağırlığında küçük bir kutudur. Hatta Bazı jeneratörler daha küçük olabilir (2.5 cm çapında ve 40-50 gr ağırlığında). Elektrik üreten bu kısım batarya ile çalışır ve çoğu 5-10 yıl giden lityum bataryalar kullanır. Batarya bittiğinde, bütün jeneratör yenisiyle değiştirilir. Jeneratör yavaşlayan kalp atışlarını düzelten elektriksel uyarılarının oluşturulmasından sorumludur.Kalbin normal çalışması da minik elektrik akımları ile olduğundan, jeneratörün ürettiği elektrik akımı elektrod ile kalbe (çoğunlukla sağ ventriküle) taşınır ve kalbin uyarılmasını dolayısı ile kasılmasını sağlarlar. Jeneratöre iliştirilmiş bir veya daha fazla elektrod, genellikle platinden yapılmış olup, silikon veya poliüretan kaplama ile izole edilmiştir. Teller, jeneratörden çıkan elektriksel uyarıları taşırlar. Böylelikle, elektriksel uyarılar, jeneratörle oluşturulur ve elektrodlarla kalp ile teması sağlanır.1960'larda kalp pillerinin ilk kullanılmaya başlanmasından sonra uzun bir zaman kalp pillerinin tek formu tek odacıklı kalp pili idi (tek kablolu veya basit kalp pili olarak da adlandırılır). Tek odacıklı kalp pilinde elektrod, sağ atriyum veya sağ ventrikülden herhangi birine bağlanabilir ve kalbin yalnızca bir odacığını uyarır. Tek odacıklı kalp pillerinin daha kompleks modellerden yaklaşık 6 ay daha uzun sürdüğü tespit edilmiştir. Ayrıca daha ucuzdurlar ve yerleştirilmeleri ve takipleri daha kolaydır.1990'ların başlarında ise iki odacıklı (iki elektrodlu) kalp pillerinin kullanımları daha yaygın hale gelmiştir. İki odacıklı model, Her iki odacığı uyaracak şekilde, sağ atriyuma ve sağ ventrikülün her ikisine de ayrı ayrı elektrod gönderir. İki odacıklı model, doktorlar tarafından da sıklıkla tercih edilen, kalbin doğal çalışmasına daha çok benzeyen, atriyum ve ventriküllerin senkronize kasılmasını sağlayacak şekilde çalışır.Bu nedenle, çoğu uzman iki odacıklı kalp pillerini çoğu hastasına (kronik atriyal fibrilasyonlu olanlar hariç) tercih etmektedir.Biventriküler kalp pili: Bu yeni tip kalp pilleri özel olarak konjestif kalp yetmezliğini tedavi etmek için tasarlanmış ve 2001 yılında Amerikan Gıda ve İlaç Dairesinden (FDA) onay almıştır. Bu tedavi, kardiyak resenkronizasyon tedavisi olarak da adlandırılır. Kalbin pompalama etkinliğini iyileştirdiği, kalp yetmezliği ile ilgili şikayet ve belirtileri azalttığı gösterilmiştir. Bu piller de diğer kalp pilleri ile aynı tarzda göğüs duvarına yerleştirilir. Ancak her kalp yetmezliğinde bu piller önerilmez, hastanın yarar görmesi için bazı şartlar gereklidir (kalbin senkron kasılmasının bozulduğu kalp yetmezliği hastalarında endikedir). Bu kalp pilleri ayrıca (ani kalp ölümü riski yüksek olan hastalar için) bir defibrilatörle kombine edilebilir (ICD).
Kalp pili nasıl takılır?Pil yerleştirilmesi için, hastadan veya yakınlarından bilgilendirilmiş onam alınır.
Geçici kalp pili yerleştirilmesi:Geçici kalp pili uygulamaları, genellikle hastalar ilişkili kalp rahatsızlıkları nedeniyle hastanede yatıyorlarken gerçekleştirilir (örn. kalp krizini takiben). İşlem hastanın odasında veya kateter laboratuarında gerçekleştirilir. Sakinleştirici (gerekiyorsa) ve bölgesel uyuşturucu uygulandıktan sonra boyun veya kasık bölgesine küçük bir kılıf yerleştirilir. Jeneratörden gelen elektrod bu kılıfın içinden geçirilerek kalbe ulaştırılır. Gerekirse elektrodun kalpte uygun yere yerleştirilmesi x ışınları (skopi) ile sağlanır. Dışarıdaki kalp pili uygun görülen bir yere sabitlenir. Hastalar bu birime dokunmamalı ve geçici pil kullanımda olduğu sürece aktivitelerini sınırlamalıdırlar. Nadir ama gerekli durumlarda geçici kalp pili, hastanın göğüs duvarından geçen bir iğneyle veya daha nadir olarak yemek borusundan kalbe bağlanır.
Kalıcı kalp pili yerleştirme işlemi:Kalıcı kalp pili uygulaması daha invazif bir işlemdir ve küçük cerrahi işlem olarak kabul edilir. Kalıcı kalp pili uygulaması, kardiyak kateterizasyon laboratuarında, elektrofizyoloji laboratuarında, hastane ameliyat odasında, ya da ayaktan hasta cerrahisi bölümünde gerçekleştirilebilir.Hastanın kalp hızı ve kan basıncının monitorize edildiği bu işlemde hastaya bölgesel uyuşturucu (lokal anestezik) verilir. Uygulama alanı temizlenir ve tıraşlanır. Kalp pilinin uygulanmak istediği yere göre farklı iki yöntemden birisi (endokardiyal / epikardiyal) kullanılır. Eğer kalp pili göğüs duvarına yerleştirilecekse (endokardiyal yerleştirme), küçük bir cerrahi cep oluşturmak için köprücük kemiğinin hemen aşağısına küçük bir kesi yapılır. Jeneratörden gelen kablolar üst göğüs kısmındaki bir toplardamardan geçirilerek görsel olarak X-ışını rehberliğinde sağ atriyuma veya sağ ventriküle yerleştirilir. Elektrodun uç kısmı özel vida şekilli ucuyla kalbin iç yüzüne otutturulur.Eğer birden fazla elektrod varsa işlem tekrarlanır. Jeneratör, köprücük kemiğinin aşağısında açılan cebe yerleştirilir. Yerleştirme işlemi sonrası deri dikişlerle kapatılır. Böylelikle pile ait hiçbir şey dışarıdan görülmez. Tüm işlem yaklaşık 1 saat sürer. Sonraları köprücük kemiği altında deri altına yerleştirilmiş bir kalp pilini deri altında bir kabarıklık olarak fark edilebilir ancak deri altı yağ tabakası fazla olan hastalarda bu kabarıklık da olmayabilir ve dışarıdan pil takıldığı hiç anlaşılamayabilir. Seyrek olarak uygulanan ve epikardiyal yerleştirme (kalbin dış kısmı) olarak bilinen bir işlemde ise elektrod kalbin dış yüzeyine yerleştirilir. Bu yöntem kullanıldığında, cerrah göğüs duvarını açar, elektrod kalbin yüzeyine yerleştirilir ve jeneratör üst karında derinin altına yerleştirilir. Bu alternatif sadece kalbin iç yüzeyine ulaşmak için kabloların toplardamarlardan geçmesine uygun olmadığı durumlarda kullanılır (örn. bazı doğumsal kalp hastalıklarında veya hasta çocuksa).
Kalp Pili Yerleştirilme İşlemi Sonrası Takip:Yerleştirmeden kısa bir süre sonra, cihazın düzgün yerleştirildiğini kontrol etmek için göğüs röntgeni alınır. Göğüs üzerine konan programlama cihazı ile kalp pili programlanması yapılabilir. Bu işlem sırasında hasta hiçbir şey hissetmez. Hastanın yaşına ve genel sağlık durumuna göre, kalıcı kalp pili uygulaması sonrası kısa süreli hastanede yatış tavsiye edilir. İşlemden hemen sonraki dönemde hastanın uygun aktivite düzeyine yönelik öneriler doktoru tarafından anlatılır. Elektrodun yerinden oynamaması için hastalar temaslı sporlardan, ağır kaldırmaktan, kalp pilinin bulunduğu taraftaki kolun şiddetli hareketlerinden sakınmalıdırlar. Dikiş yeri kapandıktan sonra dikiş yerinde belli bir süre sertlik olabilir. Ancak yara iyileştikçe sertlik kaybolur. Ancak, enfeksiyona ait her hangi bir işaret ( akıntı, cerrahi yaranın iltihabı) varsa hemen işlemi yapan doktora bildirilmelidir. Dikiş yeri tam olarak iyileşinceye kadar (7-10 gün) hasta dikiş yerine dikkat ederek ve bu bölgeyi kurulayarak yıkanabilir, duş alabilirler. Uygulamadan yaklaşık olarak bir veya iki hafta sonrasında hasta kontrole çağırılır. Kontrolde gerekli ise dikişler alınır, dikiş yeri enfeksiyon bulguları yönünden incelenir.Kalıcı kalp pili olan hastalar, acil durumlarda yanında olması için sürekli bir kalp pili kimlik kartı taşımalıdır. Bu kart, pil takıldığı gün hazırlanır ve hastaya verilir. Sonraki pil kontrolleri yaklaşık iki ay sonra ve takiben her 6 veya 12 ayda bir yapılır. Bu kontrollerde pilin çalışması jeneratörün geri kalan ömrü gibi çeşitli özellikler incelenir.
Kalp pili yerleştirilmesinin potansiyel riskleri: Ciddi komplikasyonlar nadir olarak görülür, vakaların %1-2 sinde meydana gelir. Bazıları şunlardır: Ciddi morluk veya kanama, Pıhtı oluşumu, Kan damarının yırtılması, Akciğer veya kas dokusuna iğne travması, İnme, Kalp krizi, Göğüs duvarı ve akciğer arasındaki boşluğa hava kaçması, Kalpten bir elektrodun çıkması, Enfeksiyon, Kalp pili çalışma bozukluğu,
Hastalar şu belirti ve şikayetleri doktorlarına hemen haber vermelidirler: Dikiş yerinde kızarıklık, ısı artışı, hassasiyet veya şişme, ateşle birlikte veya tek başına, Yara yerinden akıntı, tek başına veya ateşle birlikte, Kollarda bacaklarda, el ve ayak bileklerinde şişme (ödem), Artan nefes darlığı, uzamış hıçkırık veya zor nefes alma, Uzamış zayıflık veya yorgunluk, Bayılma, baş dönmesi, göz kararması, Hızlı kalp atımı (çarpıntı), Kas seğirmeleri, Göğüs ağrısı, İşlemden önce var olan herhangi bir şikayetin tekrarlaması,
Kalp pili olan hastalar nelere dikkat etmeliler?Yerleştirme işlemini takiben, takılan kalp piline ait temel bilgileri ve acil durum talimatlarını içeren bir kart hastaya verilecektir. Bu kart her zaman hastanın yanında muhafaza edilmelidir. İlave olarak, hastalar pillerinin marka ve modellerini ezberlemelidirler. Mekanik problemler nadir olmasına rağmen, bu bilgi üretici tarafından kalp pilinin toplatılması durumunda hastanın işine yarayacaktır. Kalp pili fonksiyonunu etkileyen cihazlar: Kalp pili ile etkileşebileceğine dair bir çok elektriksel cihaz için söylentiler vardır. Ev güvenlik sistemleri, mikrodalgalar, telsiz telefonlar, elektrikli battaniyeler, elektrikli tıraş makinaları, ısıtıcı pedler, televizyonlar ve uzaktan kumandalar, bilgisayarlar ve saç kurutma makinaları gibi ev eşyaları ve tamirinde kullanılan çok yaygın ev içi uygulamalar kalp pilinin işleyişine önemli bir risk teşkil etmezler. Bu cihazların bazıları nadiren tek atımlarla etkileşime yol açarken, pil ritimlerini engelledikleri veya değiştirdikleri gösterilmemiştir. Hastalar bu ve diğer cihazlarla ilgili sorularını doktorlarına danışmalıdırlar. Ayrıca diş müdahalelerinde veya tıbbi girişim yapılmadan önce hastalar işlem hakkında doktorlarını bilgilendirmelidirler.
Kalp pili takılan hastalar şu durumlara özellikle dikkat edilmelidir:
1-Elektromanyetik dedektörler:Kalp pillerinin Elektromanyetik detektörlerinden uzak tutulması gereklidir ! Havaalanlarında, adliye binalarında ve diğer bazı yüksek güvenlikli yerlerde hastalar tanıtım kartlarını göstermeli ve elle aranmalarını istemelidirler. Hastalar, kalp pilinin fonksiyonlarıyla geçici olarak etkileşebileceklerinden dedektörlerinden geçmemeli ve elle kullanılan tarayıcıların göğüs bölgesine tutulmasına izin vermemelidirler. Dedektör başlığı ile pacemaker arasında en az 60 cm olmalıdır.Elektromanyetik dedektörler alışveriş mağazalarının girişlerinde ve görülmeyecek bir şekilde kullanılıyor olabilirler. Bu cihazlardan kaynaklanan problemler nadir rapor edilmesine rağmen, kalp pili olan hastaların alışveriş güvenlik kapısında oyalanmamaları önerilir.
2- Röntgen (X) ışınları pacemaker fonksiyonlarını etkilemez. Bu nedenle hastaların röntgen veya bilgisayarlı tomografi çektirmelerinde sakınca yoktur.
3-Cep telefonları: Kulağa yakın tutulduklarında nadiren kalp piliyle etkileşmektedir. Yakın zamandaki bir çalışmada, kalp pili üzerine cep telefonu konulan hastaların %13 ünde etkileşim görülmüştür. Etkileşim, telefon ve kalıcı pilin modeline göre değişir. Etkileşim riski çift odacıklı kalp pillerinde ve digital cep telefonlarında daha fazladır. Etkileşimden sakınmak için, hastalar hemen daima cep telefonlarını (kapalı dahi olsa) pil jeneratörlerinden en az 15 cm uzakta tutmalıdırlar. Cep telefonlarının kalp pilinin bulunduğu yerin karşı tarafındaki kulağa tutularak kullanılması tavsiye edilir.
4-Magnetik rezonans görüntüleme testi (MRG / MRI): Bu tanısal amaçlı tetkik sırasında üretilen radyo ve magnetik dalgalar kalp pili fonksiyonlarını önemli derecede etkilemektedir. Bazı çalışmalarda MRI'nın kalp pilleri üzerinde çok az etkisi olduğu bulunmuş ise de çoğunlukla hastalara bu testlerden ve bu testleri yapan cihazlardan sakınmalıdırlar.
5-Güçlü elektriksel alanlar: Hastalar güçlü elektriksel alan oluşturan aletlerden ve böyle mıntıkalardan kaçınmalıdır. Bunlar yüksek gerilim hatları, eğlence parkı hatları ve dağılımları, güç kaynakları, büyük mıknatıslar kullanan hurdalıklar veya zayıf korunmuş araba motorlarını içerir. Hastalar hiçbir zaman çalışır durumdaki bir araba motoruyla uğraşmamalıdır. Telsiz bilgisayar ekipmanları (wireless modem, bluetooth), telsiz mikrofon, telsiz telefon, radyo kontrol vericilerinin antenleri (uzaktan kumandalı araba, uçak vb.) pacemaker'dan en az 15 cm uzakta tutulmalıdır.
6- Manyetik alanlar: Mıknatıs pacemaker fonksiyonlarını geçici olarak bozabilir. Mıknatıs bulunan kaynak ile (örn. büyük hoparlörler) pacemaker arasında en az 15 cm mesafe bırakılmalıdır. Hidroelektrik santrallerinde dolaşılmamalıdır.
7- Hastaların kullanmamsı gereken aletler:Pacemaker takılmış hastaların elektrikli testere ve kaynak makinası kullanmaması gerekir.
Kalp pillerinin ömürleri ve tekrar değiştirilmeleri: Kalp pilinin bataryası jeneratör içinde saklı olduğundan batarya eğer tükenmeye yakınsa tüm jeneratörün değiştirilmesi gerekmektedir. En modern kalp pilleri bile, kalbin pile olan ihtiyacına göre her 5-10 yılda bir değiştirilmeyi gerektiren lityum bataryaları kullanır.Kalp pilleri beklenmedik şekilde bitmez ve birdenbire çalışması durmaz. Pil ömrünün sonlarına doğru pil bitme işareti gönderir (end of life -EOL). Eğer bir batarya azalmış olarak çalışıyorsa rutin kontrollerde yapılan testlerle bu işaret algılanır ve jeneratör yenisiyle değiştirilir. Batarya azalmaya başladıktan sonra 6 ay sonrasına kadar kalp pilleri normal fonksiyon görmeye devam ederler. Bu nedenle doktor kontrollerine zamanında giderek kalp pili programlayıcısı ile pil ayarlarını ve durumunu kontrol ettirmek son derece önemlidir.
Pil programlayıcısı.Değişik piller için farklı cihazlar olmakla birlikte bu cihazlarda bir bilgisayar kısmı ile bir de pilin üzerine konan ve pil ile programlayıcı cihaz arasındaki haberleşmeyi sağlayan kısım (resimde sağ taraftaki kablolu cihaz) vardır. Programlayıcılar, hem pili sorgulayarak pilin mevcut ayarlarını, bataryasının durumunu değerlendirir, hem de pilin parametrelerinde değişiklik yapılmak isteniyorsa bunu pile iletirler.
Kalıcı kalp pili yerleştirilmesini gerektiren durumları nelerdir ?
Sinüs düğümü hastalığı:Hasta sinüs sendromu olarak da adlandırılır. Bu durum, kalbin normal uyarı oluşturan hücreleri (sinoatrial düğüm veya sinüs düğümü) görevini yeteri kadar iyi yapamadığı zaman ortaya çıkar. Kalp hızında çoğunlukla yavaşlama bulunur. Çeşitli aritmiler ve bu arada hızlı ritimler de (takikardi) olabilir. Hastalarda efor ile yeteri kadar kalp hızı yükselmez. Kalıcı kalp pili uygulamasının önde gelen nedenidir.Eğer kalp hızı dakikada 40'ın altına düşmüş ve belirti ve şikayetler açık bir şekilde bradikardiye bağlanıyorsa kalp pili hemen daima önerilir. Eğer kalp hızı dakikada 40'ın üzerindeyse ve zaman zaman bradikardiye işaret eden şikayet ve belirtiler varsa da kalp pili önerilebilir. Anormal olarak yavaş kalp ritimleri olsa bile şikayeti olmayan hastalar genellikle kalp pili adayı değildirler.
Kalp blokları:Kalp pili uygulamalarının ikinci en sık nedenidir. Kalp blokları, kalpte iletim sisteminin her kademesinde olabilirse de en çok probleme, atrioventriküler düğüme ait olan atrioventriküler (AV) bloklar neden olur. AV bloklar, birinci, ikinci ve üçüncü derece olmak üzere 3 tiptir. En ağır şekli 3. derece olandır. Buna AV tam blok da denir. Bu blok şeklinde sinüs düğümünden çıkan uyarılar AV düğümden aşağı geçemez, ve böylece ventriküllerin kasılması için uyarı aşağı inemez. Eğer AV düğümün ilerisinden başka bir noktadan yeni uyarı çıkışı olmaz ise bu durum hayatla bağdaşmaz. Böyle bir durumda çoğunlukla vücudun hayatta kalma mekanizmaları devreye girer ve bloğun ilerisinde bir odak, uyarı çıkarma görevini üstlenir. Ancak çıkan bu uyarılar, sinüs düğümünden çıkanlara göre az sayıdadır ve insanın yaşamını normal olarak devam ettirmesi için yeterli değildir. Bu durumda kalp pili takılarak uygun kalp hızı sağlanır. Sık görülen AV blok nedenleri içinde; kalp krizi, iletim sisteminin dejeneratif hastalığı, ilaçlar, ameliyat veya ablasyon komplikasyonları sayılabilir.
Karotis sinüs aşırı duyarlılığı (hipersensitivitesi):Boyunda beyine giden atardamarın (karotis arter) 2'ye ayrıldığı yere karotis sinüs denir. Bu bölge, vücutta kan basıncının ayarlandığı yerlerden biridir. Kan basıncı yükseldiği zaman burada bulunan basınca duyarlı hücreler (baroreseptörler), beyindeki basınç merkezi ile haberleşerek atardamarların etrafındaki düz kasları gevşetir ve böylece atardamarlar biraz genişleyerek yükselmiş olan kan basıncını düşürmeye çalışır. Ancak bazen bu hücrelerde aşırı duyarlılık gelişir. Bu durumda boyun bölgesine olan temas veya hafif basınçlarda (dar yakalı gömlek giymek, boyun hareketleri, tıraş olurken bu bölgeye temas vb) bu hücreler yanlış olarak kan basıncı yükseldi zanneder ve kan basıncı ve bazen de ek olarak kalp hızı düşürülür.
Özel durumlar:Ritm bozukluğu olan bazı hastalarda ritm düzenleyici (antiaritmik) tedavinin güvenle uygulanabilmesi için ilaç tedavisine ek olarak kalıcı veya radyofrekans ablasyon tedavisine ek olarak kalp pili yerleştirilmesi gerekebilmektedir.

Ani Kardiyak Ölümü (Kalp Krizi) Nedir?

Hemen herkesin bir yakını, akrabası ya da tanıdığı hiç beklenmedik bir şekilde aniden kaybedilmiştir. Bu ölümlerin bir kısmı uykuda olmuş ve hasta sabah uyanmayınca fark edilmiş, bazıları ise yakınlarının gözü önünde aniden fenalaşarak kaybedilmişlerdir. Kemal Sunal, Cenk Koray gibi birçok tanınmış şahsiyet de bu şekilde aramızdan ayrılmıştır. İlginç olarak bu kişilerin birçoğunun sağlığı tamamen yerinde olup, ölüm öncesinde hiçbir yakınması bulunmamaktadır.Sadece ülkemizde değil, Batı toplumlarında da ani ölüm hep kaderci bir yaklaşımla ele alınmış, önlenmesi mümkün olmayan bir durum olarak değerlendirilmiş ve ölüm öncesinde hastanın acı çekmemiş olması, yakınları için bir teselli kaynağı olmuştur. Günümüzde bu yaklaşım geçersizdir: Ani ölüm de diğer birçok hastalık gibi önlenebilir ve tedavi edilebilir bir durumdur.Ani kalp ölümü tüm dünyada çok önemli bir sağlık sorunudur. Kalp ve damar sistemi hastalıkları, ölümün tüm dünyadaki en önemli nedenidir. Bu hastaların yaklaşık yarısında ölüm ani ölüm şeklinde gerçekleşmektedir. Bu ölümlerin en önemli nedeni kalbi besleyen damarlarda daralmalar ve tıkanıklıklar sonucu gelişen koroner arter hastalığına bağlı ölümlerdir. Yapılan çalışmalarda ani kalp ölümünün %80 oranında kalbi besleyen damarlardaki darlıklar ve tıkanmalar nedeniyle oluştuğu saptanmıştır. Koroner damar hastalığının yanı sıra diğer yapısal kalp hastalıkları da ani ölüme neden olabilmektedir.Ani kalp ölümünün engellenmesi, en başta koroner damar hastalıklarının engellenmesi ile mümkündür. Sigara, kolesterol yüksekliği ve tansiyon yüksekliği, kalp hastalığına neden olan ve önlenebilir ya da tedavi edilebilir risk faktörleridir. Bunun dışında kalp sağlığı açısından düzenli kontroller yaptırarak, bazı olayları önlemek mümkündür. Bazı nadir görülen ailesel geçişli hastalıklar, sağlıklı genç bireylerde ani ölüme neden olabilmektedir. Bu açıdan yüksek riskli hastalar çeşitli tanı yöntemleriyle saptanabilmektedir. Bu nedenle özellikle yakın akrabalarını beklenmedik ani ölümlerle kaybedenlerin bir kardiyoloji merkezinde değerlendirilmeleri gerekir.Günümüzde ciddi kalp hastalıkları olan bireylerde çeşitli tetkiklerle ani ölüm riski belirlenebilmektedir. Bu açıdan yüksek riskli bireylere implante edilen defibrilatör adı verilen bazı cihazlar takılarak ani ölüm önlenebilmektedir. Bu yöntemle son yıllarda dünyada birçok hayat kurtarılmıştır.

Kalp Hastalıklarında Nükleer Tanı Yöntemleri

1. Nükleer kardiyoloji yöntemleri ne amaçla, ne tür kalp hastalıklarında kullanılmaktadır?
Nükleer kardiyoloji yöntemleri ile kalp kasının kanlanma ve kasılma durumu incelenmektedir.Kanlanma durumunu inceleyen yöntem miyokard perfüzyon sintigrafisi, kasılma durumunu inceleyeni radyonüklid ventrikülografi olarak adlandırılmaktadır.Bu yöntemler başlıca koroner arter hastalığı tanısı;yani kalbi besleyen ve koroner denen damarlarda önemli bir daralma olup olmadığını ortaya çıkarmak için kullanılmaktadır. Koroner hastası olduğu bilinen bazı kişilerde de baypas ameliyatı veya balon anjiyoplasti gibi girişimlere karar vermek için uygulanabilmektedir. Kalp kapağı hastalıklarının tanısında kullanımları yoktur. Ancak bazı kapak hastalıklarında ameliyat kararı verme amacıyla kalp kasının kasılma durumunun incelenmesinde bu yöntemlerden biri olan radyonüklid ventrikülografi de kullanılabilir.
2. Benden talyum testi yaptırmam istenmişti. Ancak laboratuvar talyum kullanılmadığını söyleyip başka bir madde kullandı. Önemi var mı?Perfüzyon sintigrafisi için radyoaktif madde olarak önceleri sadece talyum kullanılmaktaydı. Bu nedenle test talyum testi olarak da tanınmaktadır.Son yıllarda geliştirilen bazı maddeler teknesyuma bağlanarak kullanıldığı için yönteme teknesyum testi diyenler de vardır. Talyum ve teknesyuma bağlanan maddeler farklı özelliklere sahip olduklarından farklı protokollerle uygulanmaktadırlar. Her laboratuvar kendi olanaklarına göre istediği maddeyi kullanabilir. Pratikte çok önemli fark yoktur. Çok ender bazı durumlarda doktorunuz özellikle bir yöntemi tercih edebilir.Bu durumda tercihini ve nedenini belirtirse buna göre uygulama yapılacaktır.
3. Perfüzyon sintigrafisi koroner anjiyografinin yerini tutar mı? Koroner anjiyografide koroner damar içine kateterle girilip boyalı bir madde verilmekte, çekilen filmlerde koroner damarlarda darlık olup olmadığı,darlıkların yerleri,dereceleri belirlenebilmektedir.Perfüzyon sintigrafisi ile ise kalp kasının kanlanma durumu belirlenerek,kanlanması azalmış bölge saptanmakta, böylece o bölgeyi besleyen damarda ciddi boyutlarda daralma veya tıkanma olduğuna karar verilmektedir. Yani perfüzyon sintigrafisi ile hastalığın olup olmadığına karar verilirken anjiyografiyle damarlardaki darlıkların yerleri de görülmektedir.
4. Perfüzyon sintigrafisinin koşu bandı (tredmil) egzersiz (efor) testine bir üstünlüğü var mı? Egzersiz testinde sadece egzersizle oluşan elektrokardiyografi değişiklikleri değerlendirilerek koronerlerde darlık olup olmadığına karar verilmektedir. Perfüzyon sintigrafisinde ek olarak kalp kasında radyoaktif madde tutulumu kaydedilerek kasın kanlanma durumu belirlenmektedir. Bu nedenle koroner damarlarda ciddi darlık olan hastaların tanınmasında perfüzyon sintigrafisinin değeri egzersiz testine göre daha fazladır.
5. Testin normal bulunması halinde koroner hastası olma olasılığım yok mu?Sintigrafisi normal bulunan kişilerde koronerlerde ciddi darlık bulunma olasılığı %10'un altındadır. Ancak yeterli düzeyde bir egzersizle yapılan testi normal bulunan kişilerin damarlarında darlık olsa bile 1-2 yıl içinde ciddi bir sorunla karşılaşma olasılıkları çok düşüktür.
6. Koroner anjiyografi yapıldıktan sonra benden talyum testi yaptırmam istendi.Bu incelemenin anjiyografiden önce yapılması gerekmez mi? Anjiyografi sonrası gerekli mi?Sintigrafi çoğukez kişide koroner hastalığı bulunup bulunmadığını öğrenmek için yapılmaktadır.Bu durumda anjiyografiden önce tercih edilecek yöntemdir.Ancak bazan anjiyografiyle damarlarda saptanan darlıkların önemli olup olmadığına karar vermek için sintigrafi gerekli görülebilir. Bazan da infarktüs sonrası kalp kasının canlı olup olmadığını belirlemek, ameliyatın yarar sağlayıp sağlamayacağına karar vermek için anjiyografi sonrası sintigrafiye gerek görülmektedir.
7. Kalp hastasıyım. Sintigrafiyle birlikte uygulanacak egzersiz testinin bana zararı olmaz mı? Tredmil testi veya koşubandı egzersiz testi diye tanımlanan efor testleri sırasında ciddi bir sorun ortaya çıkma olasılığı çok düşüktür. Ancak uygun olmayan kişilere ve bu konuda yeterli bilgi ve deneyimi olmayan, uygun olmayan kişilerce yapıldığında risk artabilir. Bu nedenle sizden testi isteyen doktorunuzun göğüs ağrılarınız konusunda iyice bilgilendirlmiş olması testin sakıncalı olup olmadığı konusunda doğru karar vermesini sağlayacaktır.Risk çok düşük olsa da egzersiz teslerinin kardiyoloji merkezlerinde ve bu konuda bilgili ve deneyimli kişilerce yapılması sorun çıkmasını engelleyeceği gibi, sorun çıktığında gerekli müdahaleyi de sağlayacaktır.
8. Kullanılacak radyoaktif maddenin yan etkisi,bana veya etrafımdaki kişilere bir zararı olabilir mi? Kullanılacak radyoaktif maddelerin yan etkisi yoktur.Ancak egzersiz yerine dipiridamol gibi maddelerle stres uygulanacaksa buna bağlı bulantı, çarpıntı, başağrısı,baş dönmesi gibi çok ciddi olmayan yan etkiler ortaya çıkabilir.Şikayetler yapılacak başka bir ilaçla giderilebilir.Verilen radyoaktif maddelerin miktarları çokaz ve vücuttan atılmaları hızlı olduğu için size ve etrafınızdakilere ciddi bir zarar söz konusu değildir.
9. İşlem öncesi kullandığım ilaçları kesmem gerekiyor mu? Ne kadar süre önce?Kalp hastalığı veya hipertansiyon tedavisi için kullanılmakta olan ilaçların bir kısmı sadece egzersiz elektrokardiyografisini etkileyebilmekte olup,sintigrafik görüntülere etkisi yoktur.Bir kısmı ise işlemi etkileyebilmektedir.Bazı ilaçların enaz 2 gün önceden kesilmesi gerekirken,bazılarının sadece o gece alınmaması yeterli olabilir. Laboratuvarlarca çoğukez hastalara tüm ilaçlarını 2 gün önceden kesmeleri söylenmekte olup gereksiz ilaç kesilmesi size zarar verebilir. Bu nedenle hangi ilacınızı, ne kadar süre önce kesmeniz gerektiğini testi isteyen doktorunuza sormanız yerinde olur.
10. Doktorum bana ilaçlı egzersiz testi istediğini belirtmişti. Ancak gittiğim laboratuvarda egzersiz yerine ikinci bir ilaç yapıldığı söylendi.İlaç egzersizin yerini tutar mı?Kemik ve kas rahatsızlıkları gibi çeşitli nedenlerle bazan hastaların koşubandı üzerinde yeterli egzersiz yapabilmeleri mümkün olmayabilir. Böyle kişilerde ve bazı özel durumlarda egzersiz testi yerine dipiridamol, adenozin, dobutamin gibi maddeler kullanılabilir. Ancak stres amacıyla egzersiz mi, yoksa ilaç mı kullanılacağı (hastanın klinik özelliklerine göre uygun olanını doktorunuz belirleyecektir) kararını ancak doktorunuz verebilir. Laboratuvarların doktorunuza danışmadan seçim yapma hakkı yoktur.

Stres Ekokardiyografi Nedir?

1. Stres ekokardiyografi nedir?Stres ekokardiyografi (SE), egzersiz yöntemleriyle veya kalp atımını hızlandıran ilaçlarla yapılan bir ekokardiyografi uygulamasıdır. Egzersiz ekokardiyografi, koşu bandı efor testinde egzersiz protokolünün uygulanmasından hemen önce ve hemen sonra veya bisiklet egzersiz testi yardımıyla egzersizin her aşamasında ekokardiyografik görüntülerin kaydedilmesi şeklinde yapılmaktadır.Egzersiz EKG testinin yapılamadığı durumlarda (bacak damar hastalığı, kas kemik yapı kısıtlılığı) damar yoluyla dobutamin, adenozin, dipridamol gibi kalp ritmi ve kasılmasını artıracak ilaçların belli zaman aralıklarında artan dozlarda kullanılması ile ilaçlı stres ekokardiyografi yapılmaktadır. Stres ekokardiyografi akut kalp krizi sırasında (ilk iki gün), kararsız göğüs ağrısı arlığında, kontrol altına alınamayan kalp yetersizliğinde, kontrol altına alınamayan ciddi ritim bozukluklarında, semptoma neden olan ciddi aort kapak darlığı, kalp kası ve zarı iltihabında, akciğer damarına pıhtı atması ve kalpten çıkan ana atar damar yırtılması durumlarında yapılmaz. Kalıcı kalp pili, EKG'de sol dal bloğu, EKG'de bazı özel bulguların varlığında (preeksitasyon) ve sol karıncık kalınlaşması bulgularının varlığında tercih edilen alternatif bir yöntemdir. SE en sık miyokard kanlanma bozukluğunu ve ciddiyetini saptamak, akut kalp krizlerinden ve koroner damarlara yapılan girişimsel işlemlerden sonra risk belirlemek ve kalp cerrahisi dışı cerrahi uygulanacak hastalarda operasyon öncesi risk değerlendirmek amacıyla uygulanmaktadır. Amaç, kalbin kasılma kapasitesini gözlemlemek, koroner yetersizlik bulgularını araştırmak ve bazı kapak hastalıklarında cerrahi karara yardımcı olabilmektir. Stres ekokardiyografi sırasında Doppler akım sinyallerinin güçlendirilmesi, kalbin iç sınırının daha iyi görüntülenmesi ve kalp kası kanlanmasının gösterilmesi amacıyla gereken durumlarda kontrast ajanlar (boyalı ilaçlar) kullanılmaktadır.
2. Stres ekokardiyografi testi öncesi yapılması gerekenler nelerdir?SE için ortalama 4-6 saatlik açlık gereklidir. Ayrıca bu 6 saatlik sürede sigara içilmemesi ve kafein içeren gıda (çay, kahve, çikolata, kola vb.) veya ilaç (bazı ağrı kesici ilaçlar kafein içerebilir) alınmaması gerekir. Bu test öncesinde kalpte kanlanma bozukluğunu engelleyecek bazı ilaçların 24 saat öncesinde kesilmesi gereklidir, buna testi isteyen doktor karar verecektir. Alınmasına izin verilen ilaçların testten 3-4 saat önce az miktarda su ile yutulmasında mahsur yoktur. Aç kalınması istenen tüm testlerde, şeker hastalarının şeker düzenleyici ilaçlarını yemek yenmesine izin verilene kadar almamaları gerekir. SE testi bittikten hemen sonra, yemek yenebilir.
3. Stres ekokardiyografi uygulaması nasıl yapılır?Test hazırlığı, göğüse elektrodların takılması ve damar yolunun açılmasından oluşur. Test süresi yaklaşık 1 saattir. Bu inceleme, göğsün üzerinde belli noktalardan kayıt alınarak yapılır. Kalbin dinlenme görüntüleri kaydedilir. Tercih edilen stres yöntemine bağlı olarak egzersiz testi veya ilaçlı uygulama yapılır. Egzersiz görüntüleri alınır. Daha sonra toparlanma dönemi görüntüleri kaydedilir. Kalp ritmi, kan basıncı izlenir, EKG kayıtları alınır. Test sırasında kalbin hızlı ve kuvvetli atması çarpıntı olarak algılanır. Bu durum normaldir. İlaçlı test sırasında (Dobutamin uygulaması) yanaklarda sıcaklık hissi ve kızarma, saçlı deride karıncalanma gibi belirtiler de normaldir. İşlem sırasında göğüs, kol ve çenede ağrı ve huzursuzluk hissedildiğinde, baş dönmesi, göz kararması ve nefes darlığı durumlarında hemen işlemi yapan doktora haber verilmelidir. Hasta işlemden sonra yarım saat süre ile dinlenme odasında gözlem altında tutulur. Testin yorumu, farklı fazlarda alınan görüntülerde, kalbin kasılma gücünü kıyaslayarak yapılmaktadır. Stres ekokardiyografik incelemede elde edilen bulgular doktor tarafından hastaya anlatılır ve yazılı bir rapor halinde 24 saat içinde kendisine verilir.
4. Kontrast (boyalı ilaç) uygulaması. Kontrast ekokardiyografi yapmak amacıyla farklı boyalı ilaçlar kullanılmaktadır. En çok tercih edilen yöntem, tuzlu serumun çalkalanmak suretiyle hava ile karıştırılarak (ajite salin) damar yolundan uygulanmasıdır. Bu uygulamanın herhangi bir yan etkisi yoktur. Ayrıca bu işlem için özel üretilmiş farklı boyalı ilaçlar da kullanılmaktadır. Bu boyalı ilaçların çok nadir olarak alerjik yan etkileri görülebilmektedir.
5. Stres ekokardiyografi uygulaması ile ilişkili istenmeyen olaylar söz konusu olabilir mi, işlemin riski nedir?Stres ekokardiyografi güvenilir bir yöntemdir. İlaçlı stres ekokardiyografi sırasında ilaca bağlı yan etkiler, sık olmamakla beraber, görülmektedir. Bunlar başağrısı, terleme, çarpıntı, göğüs ağrısı, nefes darlığı ve bulantıdır. Aşağıda istenmeyen daha ciddi yan etkiler sıralanmıştır:
Kan basıncında ani düşme ve yükselme, kalpte kulakçıktan ve karıncıktan köken alan sürekli olmayan ani ritim bozulması, kalp hızında yavaşlama, işlem sırasında kalp damar kökenli göğüs ağrısı. Stres ekokardiyografi uygulamaları sırasında çok nadir de olsa ani ölüm bildirilmiştir.

Pıhtıölçer Kullanan Hastalar İçin Kılavuz

Pıhtıönler İlaçlar: Pıhtıönler ilaçlar kanınızın daha uzun sürede pıhtılaşmasını sağlayarak damarlarınızın içinde zararlı pıhtılarının oluşmasını ve eğer varsa pıhtının büyümesini önler. Ülkemizde bu amaçla kullanılan ilaç coumadin olarak bilinmektedir. Eczanelerde 5 ve 10 mg tablet olarak bulunmaktadır. Bu ilacın ne zaman ve hangi dozda kullanılacağı kararını doktorunuz verecektir.
Coumadin İsimli Pihtiönler İlacınızı Kullanırken Nelere Özen Göstereceksiniz? Coumadin ağızdan günde tek doz olarak alınır. İlacı her gün aynı saatte almak önemlidir. Akşam saatlerinde alınması daha uygundur. Aç ya da tok olarak alınabilir. Bir bardak su ile alınmalıdır. Genellikle her gün 5 mg (1 tablet) olarak başlanır. Nasıl başlanacağına ve hangi dozda devam edileceğine de doktorunuz karar verecektir. İlaca başlamadan önce normal INR değerleri belirlenir. Bazı durumlarda istenen INR değerine ulaşıncaya kadar damardan bir ilaç da verilmesi gerekebilir. Eğer bir dozu almayı unutursanız veya yanlışlıkla hatalı bir dozda ilaç kullanırsanız bunu kitapçığa not ediniz. Ertesi gün ilacınızı normal dozunda kullanmaya devam ediniz ve asla iki doz birden almayınız. Eğer yanlış aldığınız doz normal dozunuzdan çok fazla miktarda ise doktorunuzla görüşünüz. Coumadin Kullanırken İzlem Gereklidir! Doktorunuz sizi izlerken INR testi yaptıracaktır. Bu test kanınızın ne kadar sürede pıhtılaştığını ölçer. Kanın normal INR değeri yaklaşık olarak 1'dir. Kullanmanız gereken ilaç dozu INR testi sonucuna göre belirlenir. Doktorunuz söylemeden ilacınızı bırakmayınız ya da dozunda değişiklik yapmayınız. Pıhtıönler ilacınız coumadin tedavisine başladığınızda ilacın size yararlı olacak dozunu bulmak için INR adı verilen kan testini doktorunuzun uygun gördüğü aralıklarla yaptırmanız gerekmektedir. INR testi istenilen düzeyde kararlı hale gelince genellikle ayda bir bu testin yapılması yeterli olabilir. Ancak test sıklığı ve ilaç dozuna doktorunuzun karar vermesi gerektiğini unutmayınız. Her zaman tedbirli olunuz ve en az bir haftalık ilaç dozunuz kaldığında ilacınızı yeniden yazdırınız.
Coumadin Kullanırken Neler Yapalım - Neler Yapmayalım?
Coumadin kullanırken egzersiz yapılmasında sakınca var mı? • Coumadin kullanırken kanama riski olan etkinliklerin ve boks, karate gibi sporların yapılması sakıncalıdır. • Kanama riski olmayan etkinliklerin yapılmasında sakınca yoktur.
Coumadin kullanırken diş bakımı nasıl yapılmalıdır? • Coumadin kullanırken dişlerin yumuşak bir fırça ile nazikçe fırçalanması gerekir. Sert darbeler kolaylıkla dişeti kanamasına neden olabilir. Diş ipi kullanımında da nazik davranmak gerekir.  • Eğer kendiliğinden dişeti kanamaları oluyorsa, bu durum coumadin dozunun fazla olduğunun bir habercisi olabilir. Bu durumda mutlaka doktorunuza haber veriniz. • Diş tedavisi yaptırmadan önce diş hekimine mutlaka coumadin kullandığınızı söylemeniz gerekir. Coumadin kullanırken diş çekimi ya da kanamaya neden olabilecek bir işlem yapılacaksa gerektiğinde ilacınızın dozunun yeniden ayarlanması gerekebilir. Coumadin Bazı İstenmeyen Etkilere Neden Olabilir! Pıhtıönler ilaçların en önemli yan etkisi kanamadır. Eğer aşağıdakilerden herhangi biri ile karşılaşırsanız tıbbi bakıma başvurunuz ve hızla INR değerinizi ölçtürünüz;   • Uzamış burun kanamaları (10 dakikadan uzun) , • Kusma ile birlikte kan görülmesi , • Tükürükte kan , • İdrar veya dışkıda kan , • Siyah renkte dışkılama , • Şiddetli veya kendiliğinden dişeti kanamaları oluşması , • Olağandışı baş ağrıları , • Adet kanamalarında olağan dışı artma görülmesi , • Vücudunuzun herhangi bir yerinde çarpma olmaksızın morluklar gelişmesi, Ciltte kaşıntı ve döküntü, karın krampları gibi yan etkileri de olabilir. İlaca bağlı olabileceğini düşündüğünüz bir durumla karşılaştığınızda doktorunuza danışınız.
Dikkat Etmeniz Gerekenler! Herhangi bir yerinizi kesmeniz durumunda temiz ve kuru bir bez ile bu bölgeye en az 5 dakika yumuşak bir basınç uygulayınız. Eğer INR değeriniz 5 üzerinde ise ilaç almayı bırakınız ve hemen doktorunuzu arayınız. Araç içi-dışı trafik kazaları, kesici-delici alet yaralanmaları, darp, yüksekten düşme, şiddetli baş çarpması gibi iç ve dış kanamaya neden olabilecek durumlarda derhal bir hastaneye başvurunuz. Kullandığınız Bazı İlaçlar Coumadin İle Etkileşerek INR Düzeyinizi Değiştirebilir! Eğer pıhtıönler ilaç kullanırken aynı zamanda bir başka ilacı kullanmaya başladıysanız ya da kullandığınız bir ilacı sonlandırdıysanız, doktorunuz sizden bir hafta içerisinde yeni bir kan testi yaptırmanızı isteyebilir. Bu testin amacı yapılan ilaç değişikliğine rağmen INR düzeyinizin arzulanan düzeyde kaldığından emin olmaktır. Böyle bir durumda ayrıntılı bilgi almak için doktorunuza başvurunuz. Eğer bitkisel ilaçlar dahil reçete ile satılmayan ilaçlardan kullanmayı düşünüyorsanız eczacınıza pıhtıönler ilaç kullandığınızı belirtin ve kitapçığınızdaki ilaç dozunuzu ve INR değerlerinizi gösterin. Böylelikle eczacılar sizin için güvenli olan ilaçları kullanmanızı önerebilirler. Ancak bu konuda da doktorunuzdan bilgi almanın daha güvenli olduğunu unutmayınız. Doktorunuz tarafından özellikle reçete edilmedikçe aspirin kullanmayınız. Ayrıca, cataflam, dolorex, kalidren, diclomec, difenak, dikloron,miyadren, voltaren, advil, artril, brufen, dolgit, dolorin, ibu-600, nurofen, profen, siyafen, suprafen, upren gibi ağrı için sık kullanılan ilaçlardan sakınınız. Ağrı kesici ilaç gerektiğinde paracetamol veya kodein içeren ilaçların kullanılması kabul edilebilir. Bu konuda doktorunuza danışınız. Kemoterapi alırken coumadin başlanan ya da coumadin alırken kemoterapi başlanan hastalarda tedavinin ilk birkaç haftası çok dikkatli olunması ve sık INR izlemi ile coumadin dozunun ayarlanması gerekmektedir. Daha pek çok ilaç coumadin ile etkileşime girerek INR düzeyinizi değiştirebilir. Bu konuda da doktorunuza danışmanız önemlidir.
Yiyeceklerinize Dikkat Etmelisiniz! Beslenme düzeninizdeki herhangi temel bir değişiklik vücudunuzun pıhtıönler ilaca verdiği yanıtı değiştirebilir, INR testi aşırı yükselebilir ve beklenmeyen kanamalar olabilir. Özellikle K vitamini açısından zengin gıdalar INR sonuçlarınızı değiştirebilir. Bu gıdalar arasında brokoli, marul, yeşil lahana, ıspanak gibi yeşil yapraklı sebzeler, bezelye, karaciğer, yumurtanın sarısı, buğday kepeği ve yulaf gibi tahıllar, kaşar peyniri, soya ve zeytinyağı sayılabilir. Bu gıdaların alınması sağlıklı bir beslenme için gereklidir; ancak, bunları aşırı miktarda tüketmeniz INR sonucunuzdaki kararlı hali değiştirebilir. Bu gıdalardan düzenli bir şekilde aynı miktarda almaya gayret ediniz. Kırmızıbiber, papatya, melek otu, solucan otu, sarımsak, keten tohumu, zencefil, yeşil çay, atkestanesi, tekesakalı, kavak tomurcuğu, zerdeçal, aslankuyruğu gibi bitikiler coumadin gibi pıhtıönler ilaçların etkisini artırıp kanamaya neden olabilirler. Bu konuda dikkatli olmanızı öneriyoruz. Herhangi bir diyet uygulamasına gereksinmeniz varsa diyet uzmanınıza da coumadin kullandığınızı belirtmelisiniz. Beslenme şeklinizde 7 günü aşan sürelerde belirgin değişiklikler olursa INR testi yaptırmalısınız. Pıhtıönler ilaç kullanırken aşırı alkol alımının da tehlikeli olabileceğini unutmayınız.
Gebelik: Pıhtıönler ilaçlar gebeliğin ilk üç ayında bebeğin gelişimini etkileyebilir. Gebe kalmayı planlayan ve bu ilaçlardan kullanan kadınlar gebelikten önce bu isteklerini doktorları ile paylaşmalı ve tartışmalıdır.  Pıhtıönler ilaç kullanırken gebe kalmış olabileceğini düşünen kadınlar ise en kısa zamanda bir gebelik testi yaptırmalı ve sonuç pozitif ise derhal doktoruna başvurmalıdır. Pıhtıönler ilaç kullanırken süt vermenin bilinen bir sakıncası yoktur. Herhangi bir sorunuz olduğunda doktorunuza danışmaktan çekinmeyiniz

Transözofageal Ekokardiyografi Nedir?

1. Transözofageal ekokardiyografi (TÖE) nedir? Ekokardiyografi kalbin ses dalgaları yolu ile (ultrason) iç yapısının ve işlevlerinin incelenmesidir. Yaygın olarak kullanılan yüzeyel ekokardiyografi (transtorasik) yönteminin yetersiz kaldığı bazı durumlarda yemek borusu yolu ile ekokardiyografi yapılması gerekebilir. Bu durumlar şu şekilde sıralanabilir: kalpte pıhtı veya enfeksiyon varlığının araştırılması, yapay kapak işlevlerinin değerlendirilmesi, ana atardamar-aort yırtılmalarının aranması, kalp deliklerinin incelenmesi, kalp kapak yetersizliklerinin ciddiyetinin belirlenmesi, kalp kapak tamiri veya kalp deliklerinin kapatılması ameliyatları sırasında ve sonrasında, işlem başarısının değerlendirilmesi. Bazen de akciğer hastalığı, şekil bozukluğu gibi nedenlerle hastanın göğüs yapısı yeterli kalitede ekokardiyografik görüntü alınmasına izin vermediği durumlarda TÖE yöntemine başvurulur. Bazı hallerde TÖE sırasında kalbin iç sınırının daha iyi görüntülenmesi, kalp kası kanlanmasının gösterilmesi ve kalp içi şantların saptanması amacıyla kontrast maddeler (boyalı ilaçlar) kullanılabilmektedir.
2. Hasta Transözofageal ekokardiyografi işlemi öncesi nasıl hazırlanır? Tetkike 4-12 saatlik açlık sonrası başlanır. Şeker hastalarının doktorlarına danışması gereklidir. Alerji, astım, yüksek göz tansiyonu, yutma güçlüğü, burun tıkanıklığı gibi yakınmaları olan, yemek borusu ve mide ile ilgili sorunları olan hastaların bu durumları incelemeyi yapacak doktora haber vermeleri gereklidir. Ağız içinde, çıkabilen diş ve damak protezi varsa işlem öncesinde çıkarılmalıdır .
3. Transözofageal ekokardiyografi nasıl yapılır? TÖE yarı girişimsel bir incelemedir. İşlemden hemen önce, gerekli durumlarda damardan ilaç uygulanmasını sağlamak amacıyla damar yolu açılır. Öğürme refleksini bastırıp hastanın işleme uyumunu sağlamak amacıyla ağız ve yumuşak damak bölgesi yerel olarak anestezik bir sprey yardımıyla uyuşturulur. İşlem ve hasta rahatlığı için damardan sakinleştirici ilaç yapılır. Tetkik sırasında hasta uyumunun sağlanamadığı durumlarda işlem mutlaka gerekiyorsa, anestezi doktorunun kontrolünde kalp-akciğer canlandırma koşullarında sakinleştirme yapılır. İşlemi yapacak olan kardiyolog tüpün nasıl yutulacağını anlatır. Ağza, hastanın tüpü ısırmaması için bir ağızlık yerleştirilir. Jel ile kayganlaştırılmış TÖE probu yavaşça yemek borusundan ilerletilir. Probu yutarken, öğürtü ve bulantı olması normaldir, bu durum geçicidir; bu sırada burundan nefes alınıp verilir. Gerekli görülen kalp görüntüleri videoya kaydedilir ve resimleri alınır. İşlem bitiminde doktorunuz bulgular hakkında sizi bilgilendirecektir. İnceleme süresi ortalama 15-20 dakikadır. Ancak hazırlık zamanı ile bu süre 30-60 dakikayı bulmaktadır.
4. Kontrast madde (boyalı ilaç) uygulaması: TÖE sırasında boyalı ilaç uygulanması gereken durumlarda farklı boyalı ilaçlar kullanılmaktadır. En çok tercih edilen yöntem, serum fizyolojik mayinin çalkalanmak suretiyle hava ile karıştırılarak (ajite salin) damar yolundan uygulanması ile yapılmaktadır. Bu uygulamanın herhangi bir yan etkisi yoktur. Ayrıca bu işlem için özel üretilmiş farklı boyalı ilaçlar da kullanılmaktadır. Bu boyalı ilaçların çok nadir olarak alerjik yan etkileri görülebilmektedir.
5. Transözofageal ekokardiyografi işlemi sonrasında dikkat edilecek hususlar: Tetkikten iki saat sonraya kadar bir şey yenilip içilmemelidir. Tetkik sırasında sakinleştirmek için kullanılan ilaçlar bir süre uyku hali ve sersemlik yapabileceği için bu durum tamamen düzelinceye kadar araç ve makine kullanılmamalıdır. Ayrıca 1 ya da 2 gün süreyle boğazda acıma ve his kaybı olabilir. Bu geçici bir durumdur ve tedavi gerektirmez.
6. Transözofageal ekokardiyografiyle ilgili istenmeyen olaylar, riskler var mıdır?TÖE işlemi genel olarak güvenilir bir tetkik yöntemidir. Çok nadir olmakla birlikte aşağıda sıralanan istenmeyen yan etkiler ile karşılaşılabilir: Kanda oksijen azalması (hipoksi), kan basıncında ani düşme veya yükselme, ani ritim bozulması, ağızdan çok hafif taze kan gelmesi, üst ve alt yemek borusunda daralma, yemek borusunda yüzeysel yaralanma, kalp yetersizliği durumunun geçici olarak kötüleşmesi ve çok nadiren de ölüm.

Koroner Anjiyografi ve Kalp Kateterizasyonu

1. Kalp kateterizasyonu ve anjiyografi nedir, neden bu işlemlere gereksinim duyulur? Kalp kateterizasyonu ve anjiyografi tedavi değil, tanı (teşhis) yöntemidir. Kalp boşluklarının ve koroner arterlerin kontrast madde (bir çeşit tıbbi boya maddesi) verilmesi sırasında görüntülenmesi ve "X" ışınları kullanılarak hareketli film çekilmesi esasına dayanır. Elde edilen veriler tedavinin yönlendirilmesinde çok kıymetlidir ve çoğu hastada tedavi stratejisinin seçimi için temel belirleyici olmaktadır. Günümüzdeki teknolojik koşullar ve bilgi birikimi sayesinde, adı geçen işlemlerin başarı oranı % 99'un üzerindedir.
2. Kalp kateterizasyonu ve anjiyografi nasıl yapılır?Kalp kateterizasyonu ve anjiyografi öncesi 4-12 saat aç kalınması gereklidir (ilaçlar çok az miktarda su ile alınabilir). Hasta kateter laboratuvarına alınmadan önce, daha iyi bir sterilizasyon sağlanabilmesi için kasık bölgesi traşının yapılmış olması gerekir. Gereğinde sakinleştirici bir ilaç uygulanır. İşlemin yapılacağı kasık ya da kol bölgesi uyuşturulur ve bu bölgedeki atardamara kanül yerleştirilir (giriş yolu açılır). Plastik benzeri maddeden yapılmış ince bir boru (kateter) ile kalp boşluklarına ulaşılıp basınç kaydı yapılır; kontrast madde verilerek koroner arterler görüntülenir ve film kayıtları alınır. Bu işlem 20-30 dakika kadar sürer. İşlem tamamlandıktan sonra kasıktaki (veya koldaki) kanül çıkartılır ve 15-20 dakika süre ile bu bölgeye bası yapılır. Kanamanın durduğu görüldükten sonra oldukça sıkı bir bandaj ile kapatılır. Ancak bazı tıbbi gereklilik hallerinde, kasıktaki kanülün daha uzun süre yerinde muhafaza edilmesi gerekebileceğinden bu uygulama değiştirilebilmektedir. İstisnai durumlar dışında, işlemden 24 saat sonra hastanın günlük yaşamına dönmesine izin verilmektedir.
3. Kalp kateterizasyonu ve anjiyografi ile ilişkili istenmeyen olaylar söz konusu olabilir mi, işlemin riski nedir?Kalp kateterizasyonu sırasında veya hemen sonrasında, nadir olmakla birlikte, işlemle ilgili sorun ve istenmeyen olaylarla (komplikasyonlarla) karşılaşılabilmektedir. Koroner anjiyografi işlemi sonrasında az sıklıkla işlem yapılan damar bölgesinde ağrı, hafif şişlik ve morarma (hematom, ekimoz, psödo-anevrizma) olabilmektedir. Ancak, işlem bölgesinde onarım gerektirecek komplikasyonların olma olasılığı % 2'dir. Nadiren inme (felç) ve miyokard enfarktüsü gelişme ihtimali vardır. Deneyimli kateter laboratuvarlarında bu olayların ortaya çıkma sıklığı 1000'de 2 civarındadır. Hayati riskin ise 1000'de 2'den düşük olduğu bilinmektedir. Bunlar dışında oluşabilecek bazı komplikasyonlar (acil cerrahi, kalp damarlarında ve boşluklarında delinme, ağır alerjik reaksiyona bağlı tansiyon düşüklüğü, bazı ritim bozuklukları, geçici kalp pili gereksinmesi vb) çok nadir de olsa görülebilmektedir. Kasık bölgesine kanül yerleştirilmesi sırasında veya girişim sonrasında kanülün kasıktan çekilmesine bağlı olarak hissedilen ağrı sebebi ile "vagal reaksiyon" adı verilen geçici tansiyon düşüklüğü ve soğuk terlemeyle seyreden reaksiyonlar gelişebilmektedir (% 2). Sayılan bu tür komplikasyonların çoğunun tedavi ile telafi edilmesi imkanı vardır. İşlem sırasında kullanılan ilaçlara bağlı olarak, özellikle de iyotlu kontrast maddeye bağlı olarak böbrek yetersizliği gelişebilir. Böbrek yetersizliği gelişen hastaların çoğunda yetersizlik düzelmekle beraber nadiren hastaların daha sonraki hayatlarında diyaliz tedavisi almaları gerekebilir.
4. Kalp kateterizasyonu ve anjiyografinin gerekli olmasına rağmen yapılmaması durumunda ne tür sorunlarla karşılaşılabilir?Kalp kateterizasyonu ve anjiyografinin yapılmaması durumunda, hastanın hastalığıyla ilgili yeterli bilgi edinilemeyeceğinden, gerekli olabilecek girişim ve tedavilerin planlanması sağlıklı bir biçimde gerçekleştirilemeyebilecektir.
5. Kalp kateterizasyonu ve anjiyografinin yerini tutabilecek alternatif tetkik yöntemleri mevcut mudur?Teknolojideki gelişmelere paralel olarak, kalple ilgili görüntüleme yöntemlerinde de büyük gelişmeler olmakla birlikte, bugün için kalp kateterizasyonu ve anjiyografinin yerini birebir alabilecek, ve bu yöntemler kadar kesin bilgi verebilecek non-invazif (kansız) tanı yöntemleri (bilgisayarlı tomografi veya manyetik rezonans yöntemleri ile yapılan incelemeler vb.) bulunmamaktadır. Günümüzde “kansız anjiografi” adı verilen yeni görüntüleme tekniklerinin tüm hastalara rutin olarak yapılması önerilmemekte,  ancak klinik risk değerlendirmesi ve bulgulara göre seçilmiş bazı hastalara uygulanabilmektedir.
6. Kalp kateterizasyonu ve anjiyografi neticesine göre karar verilen balon anjiyoplasti ve kalp ameliyatı hemen yapılabilir mi, yapılmalı mıdır?
Kateterizasyon ve anjiyografi işleminin bir komplikasyonu sebebi ile ya da hastanın incelemeye alınmasına neden olan esas hastalığına yönelik acil müdahale gerekliliğinin tesbiti durumunda, aynı seansta koroner tedavi edici girişim (koroner balon anjiyoplasti, koroner stent uygulamaları vb.) veya acil kalp cerrahisi ihtiyacı olabileceği bilinmelidir. Yukarıda söz edilen acil durumlar dışında, anjiyografinin değerlendirilmesi ile ileri inceleme ya da tedavi yönteminin ne olacağı konusunda karar verilmekte ve hasta bu konuda bilgilendirilerek gerekli girişim ve tedaviler planlanmaktadır. Ancak hastanın onam vermesi ve hekimin uygun görmesi durumunda koroner tedavi edici girişim aynı seansta da yapılabilir.

Koroner Yoğun Bakım

Şaşılığın Sebepleri:Şaşılığın oluşmasında tek bir neden yoktur. Sorunlu hamilelik dönemi, doğumun problemli olması, çocuğun gelişimi, geçirdiği hastalıklar şaşılığa yol açabilir. Şaşılık için genetik yatkınlık da söz konusudur. Ailede gözünde kayma olan varsa çocuklarda şaşılığın görülme ihtimali artmaktadır.Çocukluk döneminde yani 2 yaşından sonra görülen şaşılıklarda genellikle neden göz bozukluklarıdır. Şaşılığa yatkınlığı olan bir çocukta gözdeki kayma, ateşli bir hastalık veya bir travma (düşme, ameliyatlar, kazalar) sonrası başlayabilir.Göz kaslarımızın hareketini yöneten merkez beyindedir, bu nedenle sinirlerde oluşan felçler de gözde kaymalara neden olur. Geçirilen kazalar, kafa travması, ateşli hastalıklar ve ileri yaşta hipertansiyon ve şeker hastalığı gibi bazı durumlarda göze gelen sinirlerde felçler oluşabilir. Bu şekilde oluşan şaşılıklarda tedavi felcin kalıcı olup olmamasına bağlı olarak değişebilir. Çocuklarda göz tembelliği, büyük yaş grubunda çift görmeye neden olabileceği için mutlaka tedavisi gereklidir.

Koroner Yoğun Bakım

Koroner Yoğun Bakım Birimi'nin işlevi nedir?Koroner Yoğun Bakım Birimi (KYBB), genellikle birden ortaya çıkan ve herhangi bir tedavi/ işlem yapılmazsa hastanın yaşamını yitirmesine yol açacak kritik kalp hastalıklarının yakından izlenmesi amacıyla düzenlenmiş bir bölümdür.
Koroner Yoğun Bakım Birimi'ne yatması gereken hastalar hangileridir?Bu birime yatması gereken hastalar arasında öncelikli sırayı, kalp kasını besleyen damarlardan birinin bir pıhtı ile tıkanması sonucunda ortaya çıkan kalp krizi geçirmekte olan kişiler alır. KYBB'nin uygulamaya girdiği 1960'lı yıllardan önce bu hastalıktan erken dönemde yitirilenlerin oranı % 30'lara ulaşmakta idi. Kalp krizi geçirmekte olan hastalar bu birimlerde izlenmeye başladıktan sonra bu oran % 15'lere düşmüştür.  Kalp ritminde birden bire ortaya çıkan bozukluklar; kan basıncında, kalp-damar sistemindeki bir bozukluğun neden olduğu birden düşmeler; birden bire ortaya çıkan kalp yetersizliği bulguları hastaların KYBB'ne yatırılmasını gerektiren diğer durumlardır. Buna karşılık hastada yaşamsal tehlike oluşturmayan ritim bozuklukları, tedavi altındaki eski kalp yetersizlikleri, kalp kaynaklı ya da kalp dışı bozukluklar nedeni ile yaşam beklentisi kısa olan hastaların bu birime yatırılmaları gerekmemektedir.
Koroner Yoğun Bakım Birimi'nde yapılacak tedavi ve işlemler nelerdir?Yukarıda sıralananlardan da anlaşılacağı gibi, bu birime yatırılan hastaların durumlarında her an değişiklik görülebilme olasılığı vardır. Bu nedenle yatmalarına neden olan hastalığa yönelik olağan tedavi dışında, değişen koşullara göre zaman yitirmeden, ivedilikle uygulanacak tedavi ve işlemler de gerekebilecektir. Bu birime alınan her hasta, yaşam bulgularının izlenmesi amacıyla monitör diye adlandırılan bir ekrana bağlanır. Gerek kalp krizi geçiren hastalarda gerekse ritm sorunu olan ya da kalp yetersizliği ile yatan hastalarda en sık kullanılacak olan ilaçlar kan sulandırıcı (aspirin, klopidogrel v.b) ve pıhtı oluşumunu önleyici (heparin) ilaçlardır. Sözü edilen hastalarda bu ilaçların kullanılması ile % 25'lere varan risk azalması sağlanmaktadır. Ancak düşük olasılıkla da olsa kanı sulandırdıkları için sindirim sistemi, idrar yolları ya da beyin kanaması gibi yan etkileri olabilir. Ayrıca damarlara kan almak ya da ilaç yapmak amacıyla konulan plastik borucukların etrafından küçük kanamalara ya da enjeksiyon yerlerinde morarmalara yol açabilirler. Bu yan etkilerin görülme sıklığı % 2-4 düzeyindedir.KYBB'ne yatan hastaların ya bu birime yatış nedeni ya da burada izlenirken sık karşılaşılabilecek sorunlarından bir tanesi de ritim bozukluklarıdır. Bazı ritim bozuklukları hastanın yaşamını tehdit ettiğinden ivedilikle müdahale edilmesi gereken durumlardır. Ritim bozukluğu kalbin düzensiz atmaya başlaması, aşırı hızlanması ya da yavaşlaması biçiminde ortaya çıkabilir. Ritim bozukluğu hastanın yaşamsal işlevlerinde ileri düzeyde bozulmaya yol açmamış ise ilaçlarla tedavi ilk seçenek olabilir. Bu ilaçlardan sonuç alınmaması durumunda ya da gecikme durumunda hastanın yaşamı tehdit altında ise aygıtların kullanılması gerekir. Eğer sorun kalbin aşırı hızlanması ise göğüs duvarından elektrik enerjisi verilerek ritim düzeltilmeye çalışılır. Bu tür ritim bozukluklarının bir bölümü elektriksel tedaviye iyi yanıt verirken, oranı düşük de olsa bir bölümünde başarılı olunmayabilir. Eğer ritim sorunu sırasında kişinin bilinci açık ise bu tedavi öncesi kısa süreli bir anestezi uygulanması gerekebilir. Elektrik enerjisinin göğüs derisine zarar vermesini engellemek için koruyucu ve iletken maddeler sürülse bile olayın ivediliği nedeniyle seyrek de olsa bu bölge derisinde yanıklar görülebilir. Ayrıca elektrik tedavisinin başarısız olması durumunda göğüs duvarına uygulanacak masaj sırasında kaburgalarda çatlak ve kırıklar oluşabilir. Ritim sorunu kalbin yavaşlaması biçiminde ise geçici kalp pili takmak gerekebilir. Geçici kalp pilinin enerjisini kalbe iletmek için gerekli olan kablo kasık, boyun ya da köprücük kemiği altı toplar damarı aracılığı ile gönderilir. Hastanın yaşamını kurtarabilecek bu işlem nedeniyle kablonun deriyi geçtiği yerde dışarıya kan sızabileceği gibi, dokular arasında kan birikmesi, buranın iltihaplanması, akciğer zarları arasına kan ya da hava sızması, kalbin delinmesi ve kalp zarları arasına kan sızması seyrek de olsa işlemin istenmeyen sonuçlarıdır. Bütün bu tıbbi ve teknik olanaklara karşın kalp krizi gibi kritik durumlarla bu birimlere yatan olguların %5 kadarı ritim bozuklukları nedeniyle yaşamını yitirmektedir.Kalp kasının pompalama yeteneğindeki azalmalar (kalp yetersizliği, kan basıncındaki düşüklük ya da şok) sonunda KYBB'ne yatan ya da burada yattığı sırada bu tablonun ortaya çıktığı durumlarda bu hastaların daha yakından izlenmeleri amacıyla damarlarındaki basınçları doğrudan ölçme gereği olabilir. Bu nedenle, genellikle köprücük kemiği altı ya da boyun toplar damarı aracılığı ile gerekirse akciğer kılcal damarlarına kadar uzanacak bir borucuk yerleştirilir. Bu işlem sırasında % 3-5 oranında ritim bozukluğu, vücuda mikrop girmesi, akciğer damarının yırtılması ya da bir pıhtı ile tıkanması gibi istenmeyen sonuçlar görülebilir. Atardamardaki basınç ise el bileği, dirsek önü ya da kasık atar damarına borucuk yerleştirilmesi ile izlenebilir. Borucuk etrafından kan sızması, pıhtı ile damarın tıkanması ya da iltihap seyrek de olsa görülebilecek istenmeyen sonuçlardır. Uygulanacak ilaçlarla kan basıncındaki düşme engellenemez ya da kalbin pompa işlevi düzeltilemez ise ana atar damara, kasık atar damarı aracılığı ile bir pompa yerleştirilebilir. Ana atar damarın duvarının zedelenmesi, bacak ya da böbrek damarlarının pıhtı ile tıkanması, kasıktan kan sızması bu işlemin seyrek görülen istenmeyen sonuçlarıdır. Sıralanan bu teknik olanaklara karşın, özellikle pompa yetersizliğinin en ağır biçimi olan kalp nedenli şokta yaşamın yitirilmesi olasılığı % 70-80 gibi çok yüksek düzeylerdedir. Bu oranın düşmesi KYBB dışında, kalp kateterizasyon laboratuvarı ya da ameliyat salonlarında yapılacak girişimler ile olanaklıdır.Kritik durumdaki kalp damar hastalarının önemli ve aşılması gereken bir sorunu da solunum güçlüğüdür. İlaçlar ile bu güçlük giderilemez ise solunuma destek olunması gerekir. Bu destek solunum yoluna bir tüp yerleştirilmesi ile başlar. Öncelikle ambu diye adlandırılan balon benzeri bir aygıtla ve elle yardımcı olunmaya çalışılır. Yetersiz kalınması ya da destek gereğinin uzadığı durumlarda hasta solunum aygıtına bağlanır. Solunum aygıtının uzun süreli ayarlarının yapılması için reanimasyon uzmanının yardımı gerekebilir. KYBB'de yatan kritik durumdaki hastaların izlenmesi sırasında yukarıda sıralanan sık görülen bozukluklar ve tedavileri dışında olaylar ile de karşılaşılabilir. Bu durum yaşamı tehdit ediyor ise hekimin vereceği karar ile ivedilikle bir girişim-tedavi uygulanabilir (örneğin kalp zarlarından sıvı-kan boşaltılması).
Koroner Yoğun Bakım Birimi'nde izleme ve tedavi süresi ne kadardır?Bu birimlere en sık yatma nedeni olan kalp krizinde bu süre 24-48 saattir. Ancak kalp krizinin izlenmesi sırasında yukarıda sıralanan durumlardan bir ya da birkaçı kalp krizine eklenirse bu süre uzayabilir. Ritm bozuklukları ya da kalp pompa yetersizliği ile yatan hastalar servis koşullarında izlenebilecek duruma gelinceye kadar KYBB'de tutulurlar.

Perkutan Koroner Girişimler (Balon Stent Tedavileri)

1. Koroner Arter Hastalığı Nedir?Koroner Arter Hastalığı (KAH) kalp adalesini besleyen ve koroner arterler olarak adlandırılan atardamarların daralma veya tıkanması ile kan akımının kısmi yada tam kesilmesine bağlı olarak ortaya çıkan hastalıklara denir. Koroner arter hastalığı tanısında EKG, kan testleri, efor testi, ekokardiyografi, nükleer kardiyolojik incelemeler, manyetik rezonans, çok kesitli tomografi gibi çeşitli testler kullanılır. Koroner damarların yapısını en iyi gösteren tanı aracı koroner anjiografidir. Koroner anjiografi işlemi sonrasında herhangi bir işlem yapılmaksızın ilaç tedavisine karar verilebilir. Uygun darlık veya tıkanıklıkları açmak için balon anjiyoplasti ve/veya stent (çelik kafes) uygulanabilir ya da koroner bypas ameliyatı önerilebilir.
2. Perkutan Koroner Girişimler nelerdir?Ameliyatsız, ciltten bir damar yoluyla girilerek koroner damarları açmada kullanılan balon anjiyoplasti-stent ve diğer işlemlere "perkutan koroner girişim" (PKG) denir. Koroner kalp hastalarının yaklaşık 1/3'ü PKG ile tedavi edilir.
3. Balon Anjiyoplasti İşlemi: Koroner Balon Anjiyoplasti, koroner anjiyografi sonucunda hastalıklı damarına balon uygulaması kararı alınan hastalara, aynı seansta işleme devam ederek veya daha sonraki bir seansta daralmış veya tıkalı damarı açmak için yapılan tedavi girişimidir. Balon dilatasyon (balonla genişletme) işlemi kardiyak kateterizasyon laboratuarında, anjiyografi işleminde kullanılan kateterlere (ince uzun, yumuşak plastik tüpler) benzer yapıda olan ve bu işlem için tasarlanmış kateterler kullanılarak yapılır. Anjiyoplasti işleminin ilk bölümü koroner anjiyografiye benzer. Lokal anestezi altında, uyanıkken, damar içerisindeki darlık bölgesinde özel tasarlanmış balonun kontrollü olarak şişirilmesi ile darlıklar giderilir. Balon şişirilince, plakları arter duvarına doğru iter. Balon çıkarıldıktan sonra tıkalı bölgeden tekrar kan akımı sağlanmış olur. İşlem genellikle 1 saatten daha kısa sürer ve uzun süreli ilaç verilmesi gerekmeyen hasta genellikle ertesi gün taburcu edilir.
4. Koroner Stent nedir? Balon tedavisinde karşılaşılan bazı zorlukları gidermek ve açılan damarda daha iyi bir kan akımı sağlamak için koroner stentler geliştirilmiş ve 90'lı yıllardan itibaren yaygın olarak kullanılmaya başlanmıştır. Koroner Stent (çelik tel kafes), koroner damarlarında balon tedavisi ile yeterli açıklık sağlanamayan ve/veya balon işlemi sonrasında damar içinde yırtılma meydana gelen hastalarda bu sorunları giderme amacıyla kullanılan bir yöntemdir. Stent; balon üzerine yerleştirilir ve damar içinde balon şişirildiği zaman, damar iç duvarına monte edilmiş olur. Daralmış bölgenin uzunluğuna göre bir veya daha fazla stent gerekebilir. Haftalar içinde bu stentlerin üzeri endotel tabakası ile kaplanır ve stent damar duvarında yaşam boyu kalır. Yıllar içinde teknolojik olarak daha iyi kalitede stentlerin yapılması ile bu girişim By-pass ameliyatı gereksinimini bir miktar azaltmıştır. Balon ve stent uygulamasında başarı oranı % 65-99 arasındadır. Altı aylık süreç içinde % 20-30 olasılıkla tekrar daralma (restenoz) olabilmektedir. Yeni kullanıma giren ilaç kaplı stentlerde bu ihtimal % 8-15'in aralığına inmiştir. Stent içinde daralma olması durumunda tekrar balon veya stent uygulanabilmektedir. Stent takma işlemi sonrası hasta koroner yoğun bakım ünitesine alınabilir. Hastanede kalma süresi genelde 1-2 gündür. İşlem yapıldıktan sonraki ilk 6 -12 saat boyunca işlem yapılan bacağın düz tutulması çok önemlidir.
5. Diğer Perkutan Koroner Girişimler: Damardaki darlık bölgesinin kıvrımlı, düzensiz cidarlı, uzun, kireçli, pürüzlü yapıda olması ve balon / stent ile yeterli açıklığın sağlanamadığı yada sağlanamayacağı durumlarda kullanılabilecek başka girişim çeşitleri de vardır. Bunlar: Darlığı yakarak açan lazer; çok yüksek devirle dönerek ucundaki küçük top üzerine yerleştirilmiş kristal çıkıntılarla darlığı açan rotablatör; darlıktaki pürüzlü yapıları keserek temizleyen aterektomi'dir.
6. Balon Anjiyoplasti, Koroner Stent ve Diğer İşlemlerin Riski Nedir?Her girişimsel işlemin belli oranda bir riski vardır. Balon anjiyoplasti ve stent işleminin komplikasyon (istenmeyen olay veya sonuç) riski düşüktür. Ani damar tıkanması (akut oklüzyon), işlem sırasında ve işlemden sonraki ilk 24 saat içerisinde balon ile tedavi edilen bölgede tıkanma ile ortaya çıkar. Ancak anjiyoplasti sırasında stent takılmış ise bu risk daha düşüktür. Ancak stent takılan olgularda, giderek azalmakla birlikte bu risk 28.güne kadar devam etmektedir (Subakut oklüzyon). Bu riski en düşük seviyeye çekmek amacıyla stent takılan kişilerde, hekimin önereceği aspirin ve diğer kan sulandırıcı ilaçların kullanılması zorunludur. Diğer komplikasyonların çoğu ani damar tıkanmasından kaynaklanır: Kalp krizi (%1-2), Ani ölüm (%1'den daha az), Acil bypass cerrahisi gereği (%1'den az).
7. Perkutan Koroner Girişim İşlemleriyle ilişkili başka hangi riskler vardır? Lokal anestezik veya kontrast maddeye (işlemde kullanılan tıbbi boya maddesi) karşı alerjik reaksiyon, Kontrast maddeye bağlı böbrek işlevlerinde bozukluk, Cerrahi girişim veya kan transfüzyonu gerektiren aşırı kanama, Girişim yerinde kateterin yol açtığı damar hasarı, Kalp veya damarlardan pıhtı kopması ve beyine gitmesi ile meydana gelen felç, Daha önceden bilinmeyen yeni bir yan etki dahi ortaya çıkabilir.
8. Hastaneden taburcu olduktan sonra şu durumlarla karşılaşmanız durumunda acil olarak doktorunuzu arayınız: Yeni gelişen göğüs ağrısı ve ağrının artması, Ateş, Nefes darlığı, Girişim yapılan bacak veya kolda, giriş yerinden kanama veya büyük şişlik ile birlikte morarma gelişmesi 

Periferik Arter Hastalıklarında Perkutan Girişimler

1. Arter nedir? Periferik arter nedir? Arterin Türkçe karşılığı ‘atar damar'dır. Atar damarlar kalpten pompalanan kanı taşıyan boru sistemi olarak tanımlanabilir. Beyin, kaslar, kollar, bacaklar, akciğerler, deri, karın içindeki tüm organlar (karaciğer, mide, bağırsaklar, böbrekler, dalak vs.) kısaca tüm dokular, arterler (atar damarlar) yolu ile taşınan kandan oksijen alır ve beslenir. Periferik arter, kalp dışındaki (yukarıda sayılan) diğer tüm doku ve organlara giden atar damarlara verilen genel isimdir.
2. Periferik arter hastalığı nedir? Periferik arter hastalığı sıklıkla arter duvarının tabakaları arasında kolesterol (vücutta bulunan bir çeşit yağ) içeriği yoğun olan, damar içine doğru uzanan kabartılar sonucunda damarların daralması ve bunun sonucunda damarın beslediği bölgeye yeterince kan gidememesi durumudur. Bazen damar duvarının iltihabi hastalıkları, romatizmal hastalıklar, bağışıklık sistemini tutan hastalıklar, damar içinde pıhtılaşma, doğuştan olan hastalıklar veya başka bozukluklar sonucunda da damarlarda daralma olabilir.
3. Kateter nedir?Kateter deride ufak bir kesi yapılarak, atar damarların veya toplar damarların içine sokulan ince borulara verilen genel isimdir. Değişik boy, kalınlık ve eğimlerde olup farklı damarları hem görüntülemek hem de içerisinden ince teller, balon, stent, lazer, burgulu cihazlar, ses dalgası yayan cihazlar ve diğer malzemelerin gönderilmesi amacıyla kullanılırlar. Yani hem teşhis hem de tedavi amacıyla kullanılabilirler.
4. İyotlu kontrast madde nedir? İyotlu kontrast madde, adından da anlaşıldığı gibi iyot içeren kimyasal bileşiklerdir. Damar içine kateter yolu ile zerk edildiğinde damarların röntgen cihazında görünmesini sağlar, bu sayede doktor damarı ve damardaki hastalığı, eğer damarı genişletti ise yeterince ve uygun olarak genişletip genişletmediğini görür.
5. Periferik anjiyoplasti (damarın genişletilmesi) işlemi nedir, nasıl yapılır? Daralmış veya tıkanmış olan periferik arterlere balon, stent (tel kafes), lazer, küçük kesici bıçaklı cihazlar, ultrasonik ses dalgaları, pıhtıyı emen cihazlar, tekrar daralmayı önlemek için damar duvarına radyasyon yayan cihazlar ve benzeri aletler sokularak damar genişletilir. Bu cihazlardan en sık kullanılanları balon ve stentlerdir. Diğer cihazlar daha çok özel durumlarda kullanılırlar. Periferik anjiyoplasti beyin damarları, kol ve bacak damarları, aort damarı, aort damarından ayrılan ana damarlar, akciğere giden damarlar ve böbrek damarlarına yapılabilir.  Açılan damarların çapı, darlığın uzunluğu, hastanın eşlik eden hastalıklarına ve diğer bazı faktörlere bağlı olarak, işlem yapılan damarda genellikle işlemi izleyen ilk 6 ay içinde % 5-50 aralığında değişen oranlarda daralma görülebilir. Sizin durumunuzda tekrar daralma riskini doktorunuza sorabilirsiniz.
6. İşlem öncesi ve sonrası ilaç kullanılacak mı? Damarların içindeki darlıklar genişletilirken sıklıkla pıhtılaşmayı önleyici ilaçlar kullanılır. Bu ilaçların bazıları (örneğin aspirin veya muadilleri) işlemden önce ağız yoluyla verilip işlem sonrasında da uzun süre hatta ömür boyu kullanılabilir. Yine işlem sırasında da doğrudan damar içine pıhtılaşmayı önleyici veya pıhtı eritici ilaçlar, ayrıca damar genişletici ilaçlar uygulanabilir. Bazı hastalarda sakinleştirici ilaçlar da damar yolu ile kullanılabilir.
7. Periferik arter hastalığının girişimsel (balon ve stent ile) tedavisi ile ilişkili istenmeyen olaylar söz konusu olabilir mi, işlemin riski nedir? Periferik arter hastalığının girişimsel (balon ve stent ile) tedavisi uygulamaları küçük ölçekli bir cerrahi işlemdir. Dolayısıyla uygulama sırasında komplikasyon dediğimiz bazı istenmeyen durumlar ortaya çıkabilir. Ancak bu işlemlerde komplikasyon riski oldukça düşüktür ve çoğu kez hayati önem taşımaz. Damar duvarından parça veya pıhtı kopup diğer damar bölgelerine giderek o bölgeyi tıkayabilir, bu olaya ‘emboli' denir. Boyun damarı genişletilirken nadiren beyinde emboli oluşursa felç (inme) gelişebilir. Emboli sonucu organ hasarı eğer kol veya bacakta ise acil ameliyat gerekebilir, nadiren kangren ve organ kesilmesi gerekebilir. Damarda yırtılma veya delinme, çok nadir görülür, darlık bölgesinden geçirilen tel ve damarı genişletmek için kullanılan cihazlara bağlı olarak gelişebilir. Görülme oranı yaklaşık bin hastada birdir. Acil olarak cerrahi girişim (ameliyat) gereksinimi olabilir. Damar katmanlarının ayrılması (diseksiyon) işlem sırasında görülebilir, sıklıkla stent kullanılarak veya balonun uzun süre şişirilmesi ile hemen o anda tedavi edilebilir. Çok nadiren acil ameliyat gerekebilir. Damarda spazm (kasılma, büzülme) işlem sırasında oluşabilir ağrı ve bazen damarın beslediği organda hasara yol açabilir. Spazm önleyici ilaçların doğrudan damara verilmesi ile sıklıkla düzelir; hasar oluşturması çok nadirdir. Nadiren açılmaya çalışılan damar tamamen tıkanabilir, bu durumda damarın beslediği organda hasar oluşabilir, acil ameliyat gerekebilir. İşlem sırasında damar genişletilirken veya verilen ilaçlara bağlı olarak kalp hızı ve kan basıncı (tansiyon) düşebilir; ama bu durum sıklıkla bir sorun oluşturmadan düzeltilir. Atardamara girilen bölgede damarda balonlaşma (anevrizma), yırtılma, tıkanma nadiren görülebilir ve ameliyat gerektirebilir. Nadiren, işlem sırasında kullanılan ilaçlara bağlı olarak işlem bölgesinden çok farklı bir bölgede veya işlem bölgesinde ya da atar damara girilen bölgede kanama olabilir. Atar damara girilen bölgede kanamaya bağlı şişlik olabilir, bu şişlik sıklıkla 3-4 haftada geçmektedir. İşlem sırasında kullanılan ilaçlara, özellikle de iyotlu kontrast maddeye bağlı olarak böbrek yetersizliği gelişebilir. Böbrek yetersizliği gelişen hastaların çoğunda yetersizlik düzelmekle beraber nadiren hastaların daha sonraki hayatlarında diyaliz tedavisi almaları gerekebilir. İlaçlara bağlı olarak her türlü alerji gelişebilir; ama bunlar verilen diğer ilaçlarla sıklıkla kontrol altına alınabilir.

Formunuz Gönderiliyor

Lütfen Bekleyiniz...